🦓 Yörenizde Ünlü Olan Bir Masalı Öğreniniz

52m4L. 6. sınıf Türkçe ata yayıncılık Canım Aliye Ruhum Filiz Metni Sayfa 15, 16, 17, 18 cevapları en güncel en doğru haliyle sitemizde bulabilirsiniz. türkçe canım aliye, ruhum filiz metninin cevapları ata yayıncılık tüm etkinlikleri ve doğru cevapları için aşağıdaki bağlantılara tıklayınız. 6. sınıf türkçe 1. tema erdemler etkinlikleri 1. okuma metni vermek çoğalmaktır detaylı cevapları için sayfanın aşağısına bakınız. 6. sınıf Türkçe ata yayıncılık diğer temaların ve etkinliklerin cevabı için tüm ders kitabı cevapları için buraya tıklayınız. Şunlar da ilginizi çekebilir; ata yayıncılık cevapları SAYFA 15 Canım Aliye Ruhum Filiz Metni ata yayıncılık cevapları SAYFA 16 Canım Aliye Ruhum Filiz Metni ata yayıncılık cevapları SAYFA 17 Canım Aliye Ruhum Filiz Metni ata yayıncılık cevapları SAYFA 18 Canım Aliye Ruhum Filiz Metni 6. Sınıf Ata Yayıncılık Sayfa 15 Cevapları Canım Aliye Ruhum Filiz Hazırlık Çalışması Dilimize Arapçadan geçen mektubun tarihi, yazının bulunduğu döneme kadar uzanmaktadır. MÖ 15-14. yüzyıllarda yazılan, Mısır firavunlarına ve Hitit krallarına ait diplomatik mektuplar bulunmuştur. 15. yüzyılda kâğıdın bulunması ile yaygın bir İletişim aracı hâline gelmiş, türe ait özellikler belirginleşmiştir. Latin Edebiyatı Dönemi’nde Cicero ve Horatius mektup türünde eserler yazmıştır. Türün ustaları ise ancak 18-19. yüzyılda yetişmiştir. Mme de Sevigne Mim Dö Sevig, Voltaire Volter, Rousseau Ruso bu türün ustalarındandır. Mektup Türk edebiyatında da öteden beri kullanılmıştır. Divan edebiyatında mektupların bir araya getirildiği “münşeat”larda özel ve resmî mektuplara çokça yer verilmiştir. Divan edebiyatı sanatçıları mektubu daha çok, bir edebî tür olarak görmüşler ve mektuplarında süslü, ağır bir dil kullanmışlardır. Fuzuli’nin Şikâyetnamasi edebiyatımızdaki en ünlü mektuplardan biridir. Mektup türü, Tanzimat Edebiyatı Dönemi’nde gelişmeye başlamıştır. Namık Kemal’in Avrupa’dan, Magosa’dan, Rod0s’tan yazdığı mektuplar meşhurdur. Abdülhak Hamit Tarhan’ın Mektuplar, Muallim Naci’nin Muhaberâtve Muhâverât adlı eserleri bu dönemde kitap hâline getirilen mektuplardan bazılarıdır. Tanzimat’tan sonra yazılan mektuplarda içten ve doğal bir dil kullanılmıştır. Mektup geleneği Cumhuriyet Dönemi’nde de devam etmiştir. Nurullah Ataç’ın Okura Mektuplar, Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı, Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Mektuplar, Cahit Sıtkı Tarancı’nın Ziyaya Mektuplar, Nazım Hikmet’in Kemal Tahire Hapishaneden Mektuplar adlı eserleri bu dönemde yazılan mektup türündeki eserlerdir. 6. Sınıf Ata Yayıncılık Sayfa 16 Cevapları Canım Aliye Ruhum Filiz 6. Sınıf Ata Yayıncılık Sayfa 17 Cevapları Canım Aliye Ruhum Filiz aMetinde yer alan aşağıdaki kelimelerin anlamlarını metinden hareketle tahmin tamamladıktan sonra kelimelerin sözlük anlamlarını uygun başlığın altına yazınız. KELİMELERTAHMİNİMSÖZLÜK ANLAMIkongretoplantıKurultay- herhangi bir konuyu görüşmek üzere, çeşitli ülkelerden delegelerin katılmasıyla yapılan uluslararası yıpranmış, eski görünüşlü süre saklanabilen yiyeceklerin genel adı. havadishaberilgi çekici olay, haber. bAnlamını öğrendiğiniz kelimelerden üçünü cümle içinde kullanınız. HavadisOrdudan gelen havadisler çok erzakların çoğu gün müfettişler okulu teftişe geldi. aMetinde yer alan aşağıdaki deyimlerin anlamlarını deyimler sözlüğünden bulup yazınız. Deyimler Anlamı Kusur etmemekHoş karşılanmayacak bir davranışta bulunmamak. Örn Yola çıkmakBir yere gitmek üzere, bulunduğu yerden ayrılmak. bAnlamını öğrendiğiniz deyimleri cümle içinde kullanınız. Kusur etmemek Saygıda kusur etmemek için adeta birbirleriyle çıkmak Az sonra yola çıkacağız. 6. Sınıf Ata Yayıncılık Sayfa 18 Cevapları Canım Aliye Ruhum Filiz Aşağıdaki soruları okuduğunuz metinden yararlanarak yanıtlayınız. kime yazmaktadır ve ne zaman yazmaya başlamaktadır? Yazar mektunu Aliye’ye Eylül 1943 yılında yazmaya başlamıştır. mektubunda ,gideceğini belirttiği yerler nelerdir? Ayvalıktan Edremit e oradan tekrar Ayvalık’a ,Dikili’ye,Bergama,Soma’ya,Savaştepe’ye ,Bandırma’ya ve İstanbul’a. ,10 Eylül’de yazmaya başladığı mektubunu postaya vermekte neden gecikmiştir? Yazılacak birkaç havadis bulmak için göndermekte gecikmiştir. erzak kutusunda hangi yiyecekler bulunmaktadır? Buğday,makarna,tarhana,şehriye. Okuduğunuz metinden hareketle mektup türünün özelliklerini açıklayınız. Özel mektup Birbirinden uzakta bulunan yakın akraba veya arkadaşların, haberleşmek, bir olayı aktarmak, bilgi vermek, ortak düşünceleri paylaşmak gibi çeşitli amaçlarla yazdıkları ve sadece yazanla okuyanı ilgilendiren mektuplar, konularına göre aile mektupları, tebrik mektupları, teşekkür mektupları, davet mektupları davetiyeler, taziye mektupları, özür mektupları gibi değişik isimlerle mektupların gizliliği söz konusudur ve bu gizlilik kanunla korunmuştur. Bu mektup türü sadece yazanla okuyanı ilgilendirir. Özel mektuplar sade bir dil ve içten bir anlatımla kaleme yazılacak kâğıt, şekil yönünden düzenli ve temiz olmalıdır. Mektup, mürekkepli ya da tükenmez siyah renkli kalemle yazılmalıdır. Mektubun sağ üst köşesine “tarih”, yanına da yazıldığı “yerin adı” konmalıdır. Mektubun gönderileceği kişinin genel özelliklerine göre yaşı, kültür düzeyi, yakınlık derecesi vb. “hitap cümlesi” bulunmalıdır. Mektubun sağ alt köşesine “ad-soyad” yazılmalı ve “imza” atılmalıdır. Mektubun sol alt köşesine “adres” yazılmalıdır. Defterinize yazdığınız edebi mektup örneğini arkadaşlarınıza sonra okunan mektuplarla ilgili görüş ve düşüncelerinizi arkadaşlarınızla paylaşınız. Çok Aziz Oğlum, Mektubunuzu seve seve okudum, lisanınızı çok beğendim. Onun satırlarında en büyük manevi servetimiz olan ana dilin pek güzel bir şekli var. Bugüne kadar size cevap veremedim çünkü bir aydan beri gripten yanıyordum ve şimdi iyileşmek üzereyim. Bazen hiç istemediğim hâlde bu gecikmeler zaruri oluyor. Yalnız hastalık değil, yaşım ilerledikçe işlerim artıyor, her sene biraz daha fazla çalışmak lazım geldiğini görüyorum. Sizin başında bulunduğunuz mektep muhakkak ki memlekete çok iyi unsurlar yetiştirmektedir. Yavrularımızın içindeki büyük cedlerden gelen verasete liyakatli mürebbilerin himmeti ilave olununca elde edilecek netice, elbet memleketin beklediği hizmetlerdir, hayırlardır.…Hiç şüphe yok aşk, insan gönlünün en büyük kudretidir. Yıkıcı kuvvetler sayısızdır. Kadir kuvvet, yaratıcı kuvvet, yapan ve esirgeyen kuvvet, sevgidir. Sevilmenin yolu, sevmektir. Mesut olmanın yolu, mesut sevmektir. Hizmet yollarını bulabilmenin tek çaresi, sevmektir. Sev, o sana hangi yollardan hizmet edeceğini öğretir. Sen mesut edersen mesut ettiğinle beraber mesut olursun. Bana bir resminizi gönderiniz. Onu, doğrudan doğruya göremediğim aziz oğlumun durgun suya vurmuş ışığın aksi gibi evimin haremine aksetmiş bir yüzünüz olarak tanımak isterim. Mektubunuzu saklayacağım. Bu neviden olan, bu seviyede, bu histe elimde toplanan mektupların arasına koyacağım. Sıhhati afiyetinizi dilerim pek aziz ve değerli oğlum. Hamdullah Suphi Tanrıöver Öğretmeninizin mektup yazma kurallarıyla ilgili açıklamalarını dikkatle sonra özlediğiniz bir kişiye ona karşı olan özleminizi anlattığınız bir mektup yazınız. Gelecek Derse Hazırlık ünlü olan bir masalı öğreniniz. Aç Kurt Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın kulu çokmuş. Çok söylemesi günahmış; hikâye söylemesi sevapmış. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde bir kurt yaşarmış. Köyün kıyısında kışları açlıktan kıvranıyormuş. Yine böyle bir gün – Köye gideyim de oradaki inekten, koyundan yiyeyim, demiş. Köye gitmiş, bir ineğe rast gelmiş – İnek, ben öyle açıktım ki seni yiyeceğim, demiş. – Dur, beni şimdi yeme. Şuraya kadar sırtıma bin, in; birbirimizi gezdirelim de beni öyle ye, demiş. Kurt kabul etmiş ve o sırada da inek kaçmış. Kurt bir ahırın önüne gitmiş. Ahırdan bir katır çıkmış. Katıra – Açlıktan ölüyorum, katır seni yiyeceğim, demiş. – Benim etim sert, sen beni yiyemezsin. Gideyim, baltayla satırı getireyim de beni öyle ye, demiş. Baltayla satıra gidiyorum diye katır da kaçmış. Kurt, av aramaya devam etmiş. Bir koyuna rastlamış – Koyun, açlıktan ölüyorum, seni yiyeceğim, demiş. – Yok, beni şimdi yeme. Gel, seninle şu tarafa doğru gidelim de orada bir oynayalım, demiş. O da kurdu kandırıp kaçmış. Sonra kurt, keçiyle karşılaşmış. Keçiye – Seni yiyeceğim keçi, çok açım, demiş. Keçi – Benim karnımda iki tane yavrum var. Bizi üç olunca ye, demiş. Sonra o da kaçmış. Kurt harmanlığa doğru yoluna devam etmiş. Bir ata rast gelmiş. Ata – At, açlıktan ölüyorum. İmkânı yok, kaçırmam seni; seni yiyeceğim, demiş. At – Yok, beni şimdi yeme. Gel, sırtıma bin de bir cirit oynayalım. Beni ondan sonra ye, demiş. Böylece at da kaçmış. Kurt bütün avlarını kaçırmış. Bu sefer düşünmeye ve kendi kendine söylenmeye başlamış – Be hey kurt! Eline geçti bir inek, ye de boynuzlarını dinelt. Sen ne yapacaksın inmeyi, binmeyi? Kâtip mi olduydun, demiş. Katırı düşünmüş 26 Anadolu Türk Masallarından Derlemeler – Eline geçti bir katır, yesene hatır hatır. Sen ne yapacaksın baltayı, satırı? Kasap mı olacaktın, demiş. Sonra koyunu düşünmüş – Hey kafasız! Sen ne edeceksin oyunu moyunu, yesene koyunu. Oynayıp da köçek başı mı olacaktın, demiş. Oradan keçi gelmiş aklına – Eline geçti bir keçi, ne yapacaksın ikiyi, üçü; kessene keçiyi. Sürü başı mı olacaktın yoksa, demiş. Sonra atı düşünmüş – Eline geçti bir at, ye de yanında yat. Sen ne yapacaksın cirit oynamayı? Cirit başı mı olacaktın, demiş. Bütün avlarını kaçıran kurt, açlıktan ölmüş. Hatun KARAMUKLU ,hazırlıklı konuşma yaparken uymanız gereken kurallarla ilgili açıklamalarını dikkatle aşağıdaki masal yazar veya derleyicilerinden birini kişiyi tanıtan bir hazırlıklı konuşma hazırlayınız. Pertev Naili Boratav Boratav, 1907 yılında Gümülcine’nin Darıdere ilçesinde doğmuştur. Babası kaymakam olduğu için çok yer değiştirirler. İlkokulu Bolu’nun ilçesi Mudurnu’da bitirir. Bu süre içinde en fazla Mudurnu’da hayatı geçtiği için kendini Mudurnulu olarak tanımlamıştır. Annesiyle olan ilişki yapısının daha sonra yapacağı çalışmaların ilk adımını oluşturduğu görülür. Bu dönemde annesi anlattığı masallarla Boratay’ın folklora yönelmesinde etkili olduğu gibi, sonraları masallar üzerine çalışırken onun özel öneme sahip masal kaynağını oluşturur. İlkokulu bitirdikten sonra 1919 yılında İstanbul’a giden Boratav, orta öğrenimini Kumkapı Fransız Kolejinde 1919-1924 Gelenbevi ve İstanbul Lisesini 1924-1927 tamamlar. 1926-27 yılında İstanbul Lisesi’nde sosyoloji dersinde Hilmi Ziya Ülken’in öğrencisi olmasının, kendisinin hem sonra edebiyat Fakültesine gitmesinde hem de Halkbilimi araştırmalarına ilgi duymasında etkili olduğunu ifade eder. Nitekim, bu konudaki kararını hocası Ülken ile konuşması, onun ilk araştırmasını gerçekleştirmesine yol açar. Söz konusu çalışmayı, her yıl tatilini geçirdiği babasının kaymakamlık yaptığı Mudurnu’da, yerlilerin ağzından çeşitli halk edebiyatı metinleri derleyerek gerçekleştirir. Boratav, 1930’da Dârülfünûn İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi ile Yüksek Muallim Mektebi’ni bitirerek Fuad Köprülü’nün asistanı olarak çalışmaya başladı. Türk halk edebiyatı araştırmaları öncüsü Pertev Naili Boratav 2000 masal, 40 halk hikâyesi, çocuk oyunları, türküler, tiyatrolar, şarkılar, fıkralar, şiirlerden meydana gelen zengin bir arşiv kurdu. CNRS, Sedat Simavi, TC Kültür Bakanlığı ödülleri almıştır. Pertev Naili Boratav, Türk kültürünün kaynakları arasında en başta halk edebiyatının geldiğine inanıyordu. Anadolu halk kültürü araştırmalarına, aşık geleneğine yöneldi. Babasının kaymakam olması sebebiyle çocukluk ve gençlik dönemi Mudurnu’da geçmiştir. İlk edebi çalışmalarına da burada başlamıştır. Bolu Mudurnu Köroğlu destanı gibi konularda araştırmalar yapmış tez vermiştir. Nerelisin diye soranlara insanın memleketi doğduğu yer değil çocukluğunun geçtiği yerdir’ diyerek Mudurnu’yu memleketi olarak saymıştır. Halihazırda Mudurnu’da Pertev Naili Boratav kültür evi varlığını korumaktadır. Eserleri Gökoğlu Destanı, 1931, 2003Folklor ve Edebiyat I, 1939, 1991Bey Böyrek Hikayesine Ait Metinler, 1939Halk Edebiyatı Dersleri, 1943, 2000İzahlı Halk Şiiri antolojisi, 1946, 2000Folklor ve Edebiyat II, 1954, 1991Halk Hikayeleri ve Halk Hikayeciliği,1946, 2002Typen Türkischer Volsmarchen, 1953Zaman Zaman İçinde, 1958, 1992Le Tekerleme, 1963, 2000Az Gittik, Uz Gittik, 1969, 1992100 Soruda Türk Folkloru, 1973, 2003Nasreddin Hoca, 1996Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Folkloru, K Kitaplığı, İstanbul 2003 Şükrü Elçin Şükrü Elçin 23 Eylül 1912’de Florina’da doğmuştur. Ailesi, Lozan Antlaşması’ndan sonra mübadil-muhacir olarak Türkiye’ye gelip Turgutlu’ya yerleşti. İlkokul ve ortaokul eğitiminin Turgutlu ve Manisa’da tamamlayan Şükrü Elçin, 1936’da İzmir Erkek Lisesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü 1939′da bitirdi. Bitirme tezini konulu halk edebiyatı üzerinde yaptı ve Kerem ile Aslı Hikâyesi adlı bu çalışması 1949’da Millî Eğitim Bakanlığın tarafından yayınlandı. Kitabî/Mensur Realist Halk Hikâyeleri konusunda yaptığı tezi ile bilim doktoru unvanı aldı. Sırasıyla Sivas Lisesi, Denizli Lisesi, Ankara Erkek Teknik Öğretmen Okulu, Ankara Atatürk Lisesi, Ankara Maarif Koleji, Harp Okulu, Gazi Eğitim Enstitüsü kuruluşlarda edebiyat dersleri verdi. Millî Eğitim Bakanlığı bursu ile iki yıl Paris’e gidip orada folklor ve halk edebiyat üzerinde çalışmalar yaptı. 1962’de Anadolu Köy Orta Oyunları Köy Tiyatrosu, adlı tezi ile doçent oldu. Profesör olduktan sonra Hacettepe Üniversitesi Sosyal ve İdari Bilimler Fakültesi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kurdu. Yıllarca Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü başkanlığı yaptı. Türk Kültürü dergisini önce yazı işleri müdürü olarak daha sonra imtiyaz sahibi olarak neşretti. Gevherî Divânı adlı kitabı dolayısıyla 1984’te kendisine Türkiye İş Bankası tarafından Halkbilimi Büyük Ödülü verildi. Hayatı ve çalışmaları öğrencilerinden Metin Özarslan tarafından tez konusu olarak işlendi. Elçin 1982’de Hacettepe Üniversitesi’ndeki profesörlük görevinden emekli oldu. 27 Ekim 2008’de Ankara’da vefat ve iki çocuk babası idi. Eserleri Şâir Bozuntuları, ŞiirlerNiyazi Hicrân-Damla ile birlikte, Hâfız Ali Matbaası, İzmir, 1932, 24 Şiirler, Kültür Basımevi, İstanbul, 1944, 31 Destanlar Şiirler, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1978, 43 s. İkinci defa basılmıştırHikâyeler Ali Gündüz Akıncı ile birlikte –Antoloji- MEB Köy Kitaplığı, 6, Millî Eğitim Basımevi, 1949, 74 Dumrul Turhan Oğuzkan ile birlikte, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1964, 21 s. ResimliKerem ile Aslı Hikâyesi Doktora tezi, Millî Eğitim Basımevi, Ankara, 1949, VII-I+128 Köy Orta Oyunları Köy Tiyatrosu, Doçentlik tezi Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Seri IV, Sayı Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1964, 83 s. Üçüncü defa basılmıştırTürk Bilmeceleri, Devlet Kitapları, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1970. VII+90 s. Üçüncü defa basılmıştırÇocuklarımıza Şiirler, Antoloji, Türk Kadınları Kültür Derneği Yayını, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1974, 172 s. Üçüncü defa basılmıştırHalk Edebiyatı Eğitim Enstitüleri II. Sınıf, Hacettepe Vakıfları Kuruluşları Teksis Limited Şti. Basımevi, Ankara, 1977, 92 Edebiyatı Araştırmaları, Kültür Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Yay., Halk Edebiyatı Dizisi 3, DSİ Basım ve Foto-Film İşletme Müdürlüğü Matbaası, Ankara, 1977, V-367 s. Üçüncü defa basılmıştırTürkçülük ve Milliyetçilik, Türk Kadınları Kültür Derneği Yayını, Ayyıldız Matbaası, Ankara, 1978, 23 Edebiyatına Giriş, Kültür Bakanlığı Yayınları 365, Türk Halk Kültürü Eserleri Dizisi10, Emel Matbaacılık Sanayi, Ankara, 1981, IV+810 s. Üçüncü defa basılmıştırGevherî Divânı, İnceleme, Metin, Dizin, Bibliyografya, Kültür ve Turizm Bakanlığı Millî Folklor Araştırma Dairesi Yayınları 56, Halk Edebiyatı Dizisi 9, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1984, 723 s. İkinci defa basılmıştırAkdeniz’de ve Cezayir’de Türk Halk Şâirleri, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları78, Seri IV, Sayı Sevinç Matbaası, Ankara, 1988, VIII-279 Ufkî- Hayatı ve Mecmûa-ı Sâz ü Söz, Tıpkı basım, Kültür Bakanlığı Musiki Eserleri1, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul, 1976, Büyük boy XXVII+328 s. İkinci defa basılmıştırÖlümünün Yirmibeşinci Yılında Yahya Kemal Beyatlı, Muhtar Tevfikoğlu ve Sadık K. Tural ile birlikte, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları 53, Seri III, Sayı Aslımlar Matbaası, Ankara, 1983, 295 Selâm Antoloji, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları59, Seri IV, Sayı Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1984, 208 s. İkinci defa basılmıştırFolklor ve Halk Edebiyatının Millî Birliğin Oluşmasındaki Rolü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara, 1986, 52 Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları 821, Türk Büyükleri Dizisi 49, Aslımlar Matbaası, Ankara, 1987, VI+146 Ömer, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları826, Türk Büyükleri Dizisi54, Gaye Matbaası, Ankara, 1987, IV+123 Türk Nesri Antolojisi Muhtar Tevfikoğlu ile beraber, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Kültür Eserleri Dizisi 97, Ankara, 1987, VIII+741 Türkçesinde Ağıtlar, Antoloji Kültür Bakanlığı Yayınları1197, Gençlik ve Halk Kitapları Dizisi49, DSİ Matbaası, Ankara, 1990, VIII+239 Türkçesinde Maniler, Türk Kültürü Araştırma Enstitüsü Yayınları115, Seri IV, Sayı Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1990, 194 Şiiri Antolojisi, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları1008, Gençlik ve Halk Kitapları Dizisi 39, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1988, VI+270 Duyguları Antoloji, Türk Kültürü Araştırmaları Enstitüsü Yayınları114, Seri IV, Sayı Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 1990, 174 Edebiyatında Tabiat, Atatürk Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yay., Ankara, 1992. türkçe erdemler etkinlikleri 2. okuma metni canım aliye ruhum filiz metni detaylı cevapları. DİKKAT! İNGİLİZCE ÖĞRETMENLERİ TARAFINDAN HAZIRLANAN AÇIKLAMALI RESİMLİ 6. SINIF İNGİLİZCE DERS KİTABI CEVAPLARI İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ 1210 Son Güncelleme 0118 TAKİP ET Aynalar yalan söylemez Bu yüzden söze “Ayna ayna söyle bana!” diye başlamadan evvel iki kere düşünmek gerekir. Çocuklar evden kaçtıklarında geri dönüş yolunu bulabilmek için yanlarına yenilemeyen, çürümeyen, paslanmayan alaşımdan maddeler almalıdırlar Ekmek atarsanız kuşlar yer, net. Arabalar balkabağına dönüşebilen aletlerdir Gece yarısı ne olacağı belli olmaz. Masallardaki mutluluğu sevdiklerinle paylaşabilirsin “Nasıl olacakmış o?” diyorsan hemen tıkla. Sevdiklerine kısa masallarla bir e-kart hazırla. Hatta elin değmişken birkaç tane hazırla da yılbaşında onlara masallardaki gibi bir mutluluk hediye et. Eğer bir kuleye kapatılmışsan, saçlarının uzamasını beklemelisin Uçmayı öğrenmek de bir seçenek olabilir tabii. Keller akıllıdır Yoksa prensesle nasıl evleneceksin? Tanımadığınız biri size elma verirse yemeyin Kıpkırmızı olsa bile… Bazı kızlar yeni uyandıkları anda bile güzeldir Özellikle prensesler. Bir kurt bir şey sorduysa cevap verme. Selamını alma. Yürü, geç Zaten konuşan kurt mu olur? Lambaları fazla kurcalamak iyi değildir Hadi kurcaladın, bari ne dileyeceğine dikkat et. Star Tv'de yayınlanan Ada Masalı’nda aşka soğuk bakan Poyraz karakterini oynayan yakışıklı oyuncu Alp Navruz'dan aşka dair çarpıcı bir itiraf geldi. Star Tv’nin yaz dizisi olarak ekrana getirdiği 'Ada Masalı' dizisi hız kesmeden yoluna devam ediyor. Dizinin erkek başrol oyuncusu Alp Navruz’dan samimi bir itiraf geldi. Dizideki Poyraz karakterinin aksine “iyi bir aşığım “diyen Alp Navruz’un röportajından çarpıcı başlıklar haberimizde. Şimdi detaylar Ada Masalı oyuncusu Alp Navruz’dan itiraf İyi bir aşığım Bir süredir dizi çekimleri için İzmir, Sığacık'ta sete çıkan Alp Navruz, Ada Masalı’nda aşka soğuk bakan Poyraz karakterini oynuyor. Yıldız Teknik Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı mezunu Alp Navruz, hayatını merak eden hayranları için yapılan röportajda adeta içini döktü. İşte o röportajdan samimi itiraflar… Oğlak burcunun etkisi olabilir Genç oyuncu “Bütün popülerliğine rağmen sakin ve kendi halinde bir adam gibi duruyorsun. Gerçekten öyle misin?” sorusuna bakın nasıl cevap verdi “Evet, tanıyanlar bilir, herkesin şikayet ettiği konu bu sakinlik kısmı zaten. Çocukluğumdan beri böyleyim. Oğlak burcunun etkisi olabilir. Kitaplarla olmak ve film izlemek, gece gidip bir yerde eğlenmekten daha mutlu ediyor beni. Bu sakin tavrım her zaman sonraki adımı düşünmemi ve mantıklı hareket etmemi sağlıyor.” Ünlü oyuncu Ada Masalı'nda canlandırdığı Poyraz karakteri için de şunları söyledi “ İnsanlara mesafeli bir tip. İnsan sevmez değil de insana uzak taraftayım. Karşımdakini tanıyana kadar duvarlarım vardır. Poyraz'ın duvarları benden biraz daha sert, sebebi de geçmişinde yaşadıkları. Yakışıklı oyuncu beş yıl önce oynadığı 'Aşk Laftan Anlamaz'dan bu yana beş yılda neler değiştiği sorusuna ise “sorumluluk” diye cevap verdi. “ Başrol olunca daha çok sorumluluk ve baskı hissetmeye başladım. Tecrübe kazandıkça bunu olumlu yöne çevirmeyi öğrendim. Özgüvenin artıyor, daha çok çalışmak istiyor ve işi sahipleniyorsun. Bunlar benim için artı tarafları oldu. “ İnstagramda 3 milyondan fazla takipçisi olan Alp Navruz “ İnsanları mutlu etmek beni de mutlu ediyor.” diyerek hayata bakışını açıkça beyan etti. “Kendime hiç jön demedim” diyen ünlü oyuncu oynadığı başrollük için çarpıcı ifadeler kullandı “Başrolü diğer karakterlerden çok farklı görmüyorum. Her işe ekip işi olarak bakıyorum. Ama bizim işte bir vitrin algısı var. Mağazalarda en güzel elbiseler vitrinde olur, içeriye girince diğerlerinin güzelliğini görürsün ya... Yan karakterler bence çok daha önemli. İyi bir âşığım Hayranlarının merak ettiği aşk ile ilgili soruya ise şu cevabı verdi “Çapkın değilim, yok. Aslında çapkın adam olarak yaşamak istesem bunu sağlayabilecek çok imkan var. Ama ben çapkınlık kısmında çok yokum,biraz daha ilişki adamıyım. Sevdiğim kişiyi hayatımın merkezine koyup daha çok onunla vakit geçiriyorum. Mutlu etmeye çalışıyorum. İyi bir aşığım.” canlitv platformu olarak genç oyuncuya başarılar diliyoruz. 05-07-2021 Yazar Hakkında Osman Nuri Bahadır Tokat- Zile’de doğdu. 1994 yılında Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyat Öğretmenliğinden mezun oldu. Türkiye'nin her bölgesinde 25 .. devamı.. Bir varmış bir yokmuş… Yüzyılın başlarında Amerika’da varlıklı bir ailede dünyaya gelen bir kız çocuğu varmış. Yaşamı oldukça refah içinde sürmesine rağmen, gönlünde yatan oyuncu olma isteği her şeyin önüne geçiyormuş. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına karşın gizlice fotomodel olmuş. Son derece fotojenik bir yüze sahip olduğundan, kısa zamanda Hollywood’un dikkatini çekerek, film yıldızı olma yolunda ilk adımı atmış. Pek çok filmde oynamış, pek çok ödüller almış. Dünyaca ünlü bir yıldız olduğu zamanların birinde bir Prens ile tanışmış. Birbirlerine büyük bir tutku ile aşık olmuşlar. Prens kendisi ile evlenerek, ülkesinin prensesi yapmak istemiş. Sevdiği adam ile hayatını birleştirmek istemesine rağmen, çok sevdiği oyunculuğu da bırakmak istemiyormuş. Ancak “Aşk” galip gelmiş ve oyunculuğunun zirvesinde iken, her şeyi geride bırakarak, Akdeniz kıyılarındaki o küçücük ülkenin hükümdarının teklifini kabul etmiş. Muhteşem bir düğünleri olmuş. Sevdiği adama üç çocuk vermiş. Ancak gerçek bir prensesten bile daha asil olan güzel prenses sevenlerinin gözünde hiç yaşlanamamış. Hayatının en güzel döneminde, herkesi büyük bir yasa boğarak, bir trafik kazası sonucu hayata gözlerini yummuş. Bu peri masalı, prensesin ölümü ile sona ermiş gibi görünse de, ölümünden sonra bile, ülkenin adı onun adı ile anılır olmuş. *** Adı Milattan önceye kadar uzanan eski Yunanca’da “Tek ev” anlamına gelen Monako, bir Ceneviz sömürgesi olarak kurulmuş. Bu adın, halkının müstakil evlerde oturmasından kaynaklandığı ise söylentiler arasında. On üçüncü yüzyılda François Grimaldi’ nin, bu gün üzerinde prenslik sarayı olan Monako Kayası’nı ele geçirmesinden itibaren de Monako toprakları Grimaldi ailesi tarafından yönetilmiş. Alplerin güney eteklerinde, Akdeniz’in kıyısında yer alan Monako Prensliği, Fransa ile sınır komşusu. Bağımsız bir devlet olan Monako’nun resmi dili Fransızca olmasına rağmen geleneksel dili “monegù” yaşlılar tarafından konuşulmakta ve okullarda öğretilmekte imiş. Dünyanın en heyecanlı F1 yarışına ev sahipliği yapan, şıklıkta yarışan insanların doldurduğu otel, casino ve restoranlar, lüks villa ve apartmanlar, Porsche, Ferrari ve Rolls Royce’ların çokça görüldüğü sokaklar, birbirinden lüks yatların demir attığı limanı ile Monako kumar, şıklık ve zenginlik denince ilk akla gelen yerlerden biri. Dağlık bir yerleşim yeri olduğu için üst sokaklar deniz seviyesinden oldukça yukarıda kalıyor. Neredeyse her sokak başında ya da bina içinde yukarı çıkmak, ya da deniz kenarına inmek için asansörler var. Birisi “Bana küçücük bir ülke tasarlayın ve maketini yapın” dese “Ancak bu şekilde yapılır” diye düşündüğüm Monako’da trenden indiğimizde öğle saatleri idi. Yarım günde “Acaba her yeri görebilir miyiz?” diye düşünürken, birkaç saat içinde neredeyse tamamına yakın kısmını gezebileceğimizi tahmin bile edemezdik. “Yürüsek mi acaba?” diye düşünsek de, şehir turu yapan otobüslere binip, keşif yapmayı tercih ettik. Öncelikle otobüslerin kalktığı kayalığın üstündeki “Eski şehir” olan ve aralarında Prenslik Sarayı’nın, surların, bahçelerin, Prenses’in mezarının içinde bulunduğu Katedral’in ve de dört binin üzerinde deniz canlısına sahip, bir süre Kaptan Cousteau tarafından da yönetilmiş olan, Okyanus Müzesi gibi yapıların da bulunduğu Monaco-Ville’ye yürüyerek çıktık. Burada birçok cadde ve sokak yalnızca yayalara ayrılmış. Sokaklarda eski halini koruyan pek çok ev ve tarihi yapı, turistlerin ve halkın vakit geçirebileceği, birçok kafe ve restoran, hediyelik eşya dükkanları ve butik oteller var. Eski şehir bölümü bir yarımada şeklinde. Yarımadanın bir tarafından limanı görürken, diğer tarafından da turistik ve sportif bir yerleşim alanı olan Port de Fontvielle’yi yukarıdan görebiliyorsunuz. Otobüs ile aşağıya doğru inince Hercule limanının bulunduğu yer olan La Condamine bölgesine geldik. Bu kadar lüks yatın bir arada olduğu bir limanı daha önce hiç görmedim diyebilirim. Kıyı boyunca ilerlerken tanık olduğumuz zenginlik, lüks binalar ve spor arabaları görünce büyülenmedik desem yalan olur. Monte-Carlo bölgesine geldiğimizde ise ünlü gazinodan gözümüzü alamadık. Monako’nun dört büyük yerleşim yerinden biri olan bu bölgede Monako Prensi 3. Charles’ın Carlo izniyle, denize karşı inşa edilen ve 1861’de açılan kumarhanenin çevresinde gelişen yerleşim yerine daha sonra bu ad verilmiş. Ardından ülkeye gelir sağlamak amacıyla, lüks ve görkemli bir kumar merkezine dönüştürülmüş. Binayı süsleyen resimler, rölyefler, heykeller ile bina oldukça gösterişli. Monte-Carlo Opera’sı da Casino’nun içinde. Şehir turumuzu tamamladıktan sonra, başladığımız noktada otobüsten inip, ara sokaklarda kaybolurcasına yürürken ve prenslik sarayının karşısındaki bir kafede kahvemi yudumlarken; varlıklı ve ünlü bir film yıldızıyken, her şeyi geride bırakıp, bu ülkenin Prensesi olmayı seçen Grace’i anladığımı düşünüyorum. *** Fransa’nın güneydoğusunda, Provence-Alpes-Côte d’Azur bölgesinin merkezi, Akdeniz kıyısındaki muhteşem bir sahil kasabası iken, aynı zamanda Fransa’nın en büyük ticari limanı olarak ünlenen, her anı canlı ve hareketli şehir Marsilya… Milattan önce altıncı yüzyılda on iki İon şehrinden biri olan Phokaialıların İzmir yakınlarındaki bugünkü Foça’yı kaybetmelerinden sonra önce Massalia adı ile kurdukları, büyüklük ve işlev olarak Akdeniz’in birinci, Avrupa’nın ise dördüncü limanı ve en eski şehirlerinden biri. Yakın zamanda yeni bir düzenleme geçirmiş “Eski liman” denilen “Vieux Port”un etrafında genişleyerek bugünkü halini almış… Birbirine yapışık yüzlerce apartmanın arasında kalan, denize dik inen, Arnavut kaldırımlı dar sokaklarında; teraslarına çamaşır asılı, çiçekli balkonlu evlerin çevrelediği ufacık meydanlarında yeni yapılar parmakla gösterilecek kadar az. Tarihi binalar bugün hala kullanılıyor. Hangi tepesinden bakarsanız bakın dağların kucaklayıp, sarıp, sarmalayarak koruduğu Marsilya’da muhteşem bir liman manzarasıyla karşılaşıyorsunuz. Güneşin ışığını olağanüstü bir şekilde yaydığı, bu güzel konumunun verdiği ilham nedeniyle pek çok sanatçının da gözdesi olmuş. Deniz ürünleri zenginliğinin yanı sıra dünyanın en kaliteli kiremitleri burada üretiliyor. Burası Kuzey Afrika, İtalyan, Korsikalı, Ermeni gibi farklı köklerden ve kültürlerden gelen, farklı dilleri konuşan ve farklı dinlere inananların yaşadığı insan ve kültür mozaiğine ev sahipliği yapıyor. İşte bu çeşitlilik yüzünden Fransız’lar buraya “Mars Gezegeni” demişler. Marsilya, 2013 yılında Avrupa kültür başkenti ilan edilen; yeni açılan otelleri ve restoranları, kulüpleri ve butikleri ile kendini günden güne yenileyen bir şehir. Trenden indiğimiz, pek çok Fransız filminin çekildiği yer St. Charles Gar’ı, şehrin yüksek tepelerinden biri üzerinde kurulu. Gardan çıkar çıkmaz Eski Liman’a doğru yöneldik. Yüzyılın başlarında açılmış olan, La Samaritaine, şehre gelen herkesin ilk uğrak yeri olsa gerek. Biz de nefes alıp, dinlenmek, şehri anlamak, koklamak, hissetmek üzere kısa bir kahve molası verdik. Yine bir şehir turu yapmak, şehri keşfetmek açısından oldukça önemliydi. Marsilya’nın en yüksek tepelerinden birine kurulu, Notre Dame dela Garde Bazilikası’nda mola verdiğimizde tüm şehrin panoramik manzarasını görebildik. Oldukça yüksek Bazilika önceleri denizcilerin korunması ve kutsanması amacıyla yapılmış ve kiliseye “Koruyucu Meryem” adı verilmiş. Daha sonra bunun yerine başka bir kilise inşa edilmiş ve şapelin etrafına bir kale yapılmış. Kalenin kapısındaki küçük bir asma köprü, Bazilikanın çan kulesinin tepesinde ise altınla kaplı Meryem ve kucağında Hz. İsa heykeli var. Tüm şehrin insanlarına adanan heykel gerçekten oldukça gösterişli. Bazilikanın konumu ve muhteşem manzarası dışında içi de oldukça etkileyici. Son zamanlarda gezdiklerim içinde en etkilendiğim oldu diyebilirim. Özellikle ana salondaki renkli mozaikler ve vitraylar, duvarlardaki tablolar gerçekten birer sanat harikası… *** Ve Cannes… Yıllarca dünyaca ünlü film yıldızlarının filmlerinin yarıştığı Film Festivali’ne ev sahipliği yapan, kırmızı halı üzerinde yürüyüşlerini televizyonda keyifle izlediğim bir yer iken, bir gün o şehrin Arnavut kaldırımlı sokaklarında, dünyaca ünlü markaların mağazalarının kenarında, kırmızı halı üstünde olmasa da, masmavi denizin süslediği, son model arabaların turladığı, upuzun sahilinde, salına salına yürüyeceğimi hayal bile etmemiştim. Son derece şık bir şehir olan Cannes, trenden indiğimiz sabah saatlerde oldukça tenha olsa da ilerleyen saatlerde kalabalıklaşmaya başladı. Festival zamanı olmadığı için sanatçılar, oyuncular ve yönetmenleri göremedik ancak yaptığımız şehir turunda Brad Pitt, Angelina Jolly gibi ünlü artistlerin kaldıkları otelleri, yemek yedikleri yerleri görme şansımız oldu. Muhteşem yelken ve yatların demirlediği marina’sını yine şehir turu yapan trenle yaptığımız gezinti esnasında çıktığımız, tepeden görme şansımız oldu. Dünyaca ünlü bulvarı La Croisette üzerinde özellikle Art Nouveau tarzı mimari ile yapılmış, pek çok ünlü filme set olmuş, görkemli oteller, tüm ihtişamı ile bize göz kırpıyordu. Burası ayrıca casino ve kumarhaneleri ile de dünyada oldukça ünlü bir şehir. Her sabah kurulan sebze ve meyve pazarında ise oldukça canlı ve renkli görüntüler ile karşılamak mümkün. Şehrin eski limanı Le Vieux Port, en eski bölgesi Le Suquet’te yer alan Notre Dame de L’Esperance kilisesi ve La Castra Müzesi, film festivalinin yapıldığı Palais des Festivals et des Congrès, sahil boyunca uzanan eski oteller, Musee de Malmaison modern sanat müzesi de gördüklerimiz arasında. *** Fransız Riviera’sının başkenti “Asiller Şehri” olarak da bilinen Nice, masmavi denizin kenarında çakıl taşlı upuzun plaj, plajın üstünde palmiyeler ile bezenmiş yürüyüş yolunda, yürüyen, koşan, paten kayan, bisiklete binen insanların doldurduğu, çiçeklerle süslü, renk cümbüşlü şirin sokakları, meydanlarında gitar çalan, resim yapan, süslemeli binaları, yüksek kayalar üzerinde yüzyıllık çamların arasında yer alan, Melekler Koyu’nun muhteşem manzarası ile Nice, Fransız Riviera’sının en büyük ve en göz alıcı, tam da “işte burada yaşanır” dedirten, kalbinizi orada bırakacağınız, bir Akdeniz şehri… Eski şehir, Vieux Nice’in Arnavut kaldırımlı kıvrım, kıvrım, dar sokaklarında yürümeler, Place Masséna’daki kafelerde bir fincan kahve içimi, deniz ürünü pişiren lokantalarda yenen kalamarlar, midyeler, ahtapotlar, şarabın her türü… Gezimizin merkezi olarak tuttuğumuz Nice’in her gece sokaklarını kat etsek de, tüm şehri gezme işini son güne bırakmıştık. Tren istasyonuna yakın bir otelde konaklama nedenimiz ise sahil boyunca yapacağımız günlük gezilerimizde trenin kolaylık sağlayacağını düşünmemizdendi. Her şehirde olduğu gibi Nice’de de meşhur bir ana cadde var. Tren istasyonundan başlayıp deniz kenarına kadar iniyor. Yol üstünde mağaza ve restoranlar, iş yerleri oldukça yoğun. Yüksek binalar oldukça az, eski şehir güzel bir şekilde korunmuş. Şehri nerdeyse boydan boya turlayan tramvay ise ulaşımı kolaylaştırıyor. Nice’in oldukça uzun sahilinde pek çok plaj var. Her ne kadar denize girecek bir hava olmasa da tek tük yüzen insanlar da vardı. Burada da dünyanın her yerinden insanı görmek mümkün. Ancak evsiz sayısı da bir o kadar fazla. Akşam olunca neredeyse her köşe başında yatan birilerini görmek mümkün. Fransız Rivierası’nda yaptığımız kısacık gezimizde tanıklık ettiğimiz, anlatacak o kadar çok şey var ki… Hepsini yazmaya kalksam sayfalar sürer. Ben gördüklerimi, yaşadıklarımı ve hissettiklerimi biraz olsun yazıya dökmeye çalıştım. Kalbim oralarda kaldı desem yeridir… Umarım bir kez daha görmek ve daha farklı şeyler anlatmak mümkün olur… Au revoir… Masalda Tarihi Gelişim Masalların Önemli Temsilcileri ve Bunların Eserleri 1. HİNT TABAKASI Masallar yönünden en zengin kaynaklara sahip olan ülke Hindistan'dır. Bu eserlerden bazıları tercüme yoluyla Arap Yarımadası'na, İran'a, Ön Asya'ya geçmiştir. Önemli eserler şunlardır a Pançatantra Beş kitap anlamına gelir. Hint masal kitaplarının en eskisidir. Yazılış tarihi bilinmemektedir, yazarı hakkında da pek bilgi yoktur. Eserin giriş hikâyesinde masalların Vişnuşarman adlı bilgin tarafından bir kralın üç oğluna anlatıldığı yazılıdır. Pançatantra bir politika ve devlet idaresi kitabıdır. b Masal Nehirleri Okyanusu Bu eser, Hint dilinde yazılmış masal külliyatlarının en büyüğüdür. c Çakasaptati Sukasaptati Masal araştırmaları için en önemli kaynaklardan biridir. Türkçede "Tûtinâme" olarak bilinen eserin aslı budur. Olaylar bir papağan tarafından anlatılır. "Papağanın 70 Masalı" olarak bilinir. d Kelile ve Dimne Aslı Sanskritçedir. Fabl tarzındadır. Beydeba tarafından yazılmıştır. En önemli "Kelile ve Dimne" tercümesi Ömer Rıza Doğrul'un ibni Mukaffa’dan 1941'de yaptığı tercümedir. Ayrıca Ahmet Mithat Efendi'nin Ali Çelebi çevirisinden yararlanarak hazırladığı "Hülasa-i Hümayunnâme" de önemlidir. 2. ARAP VE FARS TABAKASI a Bin Bir Gece Masalları Elf leyle ve'l-leyle Araplara ait bu eserde bir çerçeve masala bağlı olarak pek çok masal anlatılmaktadır. Bu eserde Harunü'r-Reşid ve veziri Cafer Bermeki gibi yaşayan şahıslar da kahraman olarak görülürler. b Bin Bir Gündüz Masalları Elfü'n - Nehar ve'n-Nehar Bin Bir Gece'de kadınların vefasızlığından bahsedilir; Farslara ait Bin Bir Gündüz'de ise erkekler vefasızdır. c Sinbadnâme Sinbad'ın masalları, Bin Bir Gece'ye dahil edilmiş olarak da görülmektedir. Bizim kültürümüzde "Yedi Vezirler" ya da "Yedi Âlimler" isimleriyle tanınır. d Ferec bade'ş-şidde Eserdeki 42 masalın çoğu, ana hatlarıyla Bin Bir Gece Masalları'nı andırmaktadır. Recaizade Mahmut Ekrem'in 1874'te yazdığı, ölümünden sonra 1914'te yayımlanan tiyatro eseri "Çok Bilen Çok Yanılır” konu olarak "Ferec"deki bir hikâyeye dayanır. 3. BATI KÜLTÜRLERİ TABAKASI a Aisopos Tercümeleri Eski Yunan Dönemi ürünü olan bu eser fabl tarzındadır. b La Fontaine Tercümeleri Fransız sanatçının eserleri fabl tarzındadır. c Çocuklar ve Ev Masalları [Kinder und Hausmârchen Kinder und Hausmerhin] Grimm Kardeşler Kari Grimm ve Wilhelm Grimm ilk defa masalı bilimsel olarak ele alan kişilerdir. Derledikleri Alman masallarını iki cilt hâlinde 1812 ve 1815 yıllarında yayımlamışlar, Doğu'dan gelen masallarla ilişkilerine dikkat çekmişlerdir. Bunlar içinde "Bremen Çalgıcıları" adlı masal çok ünlüdür. d Anderson Masalları Hans Chiristian Anderson 1805 - 1875 yılları arasında yaşayan Danimarkalı masal ustasıdır. "Çirkin Ördek Yavrusu, Parmak Kız, Kibritçi Kız, Kurşun Asker" çok bilinen masallarıdır. 4. TÜRK TABAKASI Türk masal biliminin en önemli adımı Eberhard - Boratav çalışması ile atılmıştır. 2500 masal incelenmiş ve 378 tip saptanarak "Türk Masal Tiplerinin Katalogu" yapılmıştır. W. Radloffun Türk halk edebiyatından yaptığı derlemeleri içeren on ciltlik "Türk Kavimlerinin Halk Edebiyatından Örnekler" adlı yapıtıyla Macar Türkolog Ignacz Kunos'un masal kitaplarında da Anadolu ve Rumeli'den derlenmiş çok sayıda masal bulunmaktadır. Yakın dönemlerde Anadolu masalları üzerine yapılan derleme ve incelemeler, Antti Aarne Anti Arne, Stith Thompson Stit Tamsın ve V. Propp gibi ünlü araştırmacıların yöntemlerini Türk masallarına uygulamaları açısından da önemlidir. Cumhuriyet Dönemi'ndeki Masal Derlemeleri ve incelemeleri Altın Işık Ziya Gökalp Keloğlan Masalları - İstanbul Masalları - Türk Masalları Naki Tezel En Güzel Türk Masalları - Bir Varmış Bir Yokmuş - Evvel Zaman İçinde Eflatun Cem Güney Zaman Zaman içinde - Az Gittik Uz Gittik Pertev Naili Boratav Gümüşhane Masalları Saim Sakaoğlu Erzurum Halk Masalları Üzerine Araştırmalar Bilge Seyidoğlu Elazığ Masalları Umay Günay

yörenizde ünlü olan bir masalı öğreniniz