🍆 Bir Çocuğun Annesine Yazdığı Mektup
Bu mektup bir çocuğun hayatını değiştirdi. #Otizm Sendromu #Timothy. Sağlık Servisi. Haziran 26, 2015 11:24 1dk okuma. Kanada'da yaşayan ve otizm sendromu oğlu olan bir annenin
CanımAnnem'e Mektup Herkes beni güçlü sanıyor anne. Oysa ne kadar güçsüz olduğumu bir tek sen bilirsin. Senin gözünde halâ küçük bir kız çocuğuyum hiç büyümüyorum, büyümek de istemiyorum. Sanki yirmiyedi değil yedi yaşındayım. Sana o kadar ihtiyacım var ki anne. Sakın beni sensiz bırakma. Ellerimi bırakma
Bursa'da Covid-19 tedavisi gören çocuklar taburcu edilirken, korona tedavisi gören 5 yaşındaki bir çocuğun annesinin yazdığı mektup duygulandırdı. Bursa İl Sağlık Müdürlüğü'ne bağlı Dörtçelik Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde Covid-19 tedavisi gören çocuklar sağlıklarına kavuşmasının ardından taburcu edildi.
Küçükbir çocuğun yazdığı mektup ve Mansur Yavaş'ın cevabı sosyal medyada gündem oldu. 1/2. 2 comments. share. save. hide. report. 100% Upvoted.
18 Aralık 2008. kulitta. #1. Bir çocuğun-boşanmış anne babasına yazdığı mektup: 1- Beni ikinizden birini tercih etmeye zorlamayın. Belki siz şu an karı-koca değilsiniz ama hâlâ benim annem ve babamsınız. Lütfen bana birbirinizin kötüklerini değil, iyiliklerini anlatın. 2- Beni ikiniz arasında laf getirip-götüren biri
Çocuklukta yaşanan sarsıcı olaylar ister istemez, uzun bir süre etkisini sürdürüyor. Bilhassa ebeveynler hakkındaki düşüncelere, insan ebeveyn olunca daha başka gözle bakılıyor. En sonunda insan sağlıklı düşünmeye başlayınca da doğru yolu bulabiliyor. Yorumunuzdaki incelik için çok teşekkür ederim. Saygı ve
Anneye Mektup – 15 Farklı Örnek – Anneler Günü Mektubu. Anneler hepimiz için kutsal varlıklardır. Anneler günü mektubu anneye verilebilecek en güzel hediyelerden bir tanesidir. Onun için kaleme alacağımız bir kaç satırlık bir yazı, paha biçilmez değerde bir hediye olacaktır. Annelerimiz ve bizim içinde unutulmayacak
n1L5. 1 Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish in1928 yılındaki on iki yaşındaki kurbanı Grace Budd ın annesine 8 yıl sonra 1934 te yazdığı mektuptur. Büyük şanstır ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuma dehşetinden kurtulabilmişti. Bu mektubun aslı bu gün sanatçı Joe Colemanın koleksiyonundadır. Çok Sevgili Bayan Budd, 1894te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açılmıştı. San Francisko dan Hong Kong gitmek üzere yola çıkmışlardı. Limana varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoş olmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Bu sırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolar arasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadar büyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşından küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplara satılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşı isteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüze getirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veya oğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılan en pahalı etmiş. John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı bir düşkünlüğü oluşmuş. New Yorka dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında iki oğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba kapamış. Sonra tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olması için onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası, kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişirip yemiş. Fırında pişirmiş , haşlamış, kızartmış ve kuşbaşı yapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış. Ben o zamanlar 409 Doğu 100. Sokakta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu o kadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Batı 15. Sokaktaki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öğlen yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchesterda daha önce gözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda ona dışarıda beklemesini söyledim. Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarı çıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanın bulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu çağırdım. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünce ağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve o da bana annesine şikayet edeceğini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasıl da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pişirdim ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak ve tatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü... SteFF Aktif Üye Katılım 18 Şub 2013 Mesajlar 498 Tepkime puanı 0 Puanları 16 Konum ISTANBUL 2 Lost dizisindede böyle bir şey vardı ya o aklıma geldi .d tikhy Aktif Üye Katılım 25 Şub 2013 Mesajlar 317 Tepkime puanı 0 Puanları 16 3 ainen ya lostta da bi ara böyle bi sahne wardı demi ? oku Aktif Üye Katılım 18 Şub 2013 Mesajlar 266 Tepkime puanı 0 Puanları 16 4 peh ne adamlar varmıs ALLAH tan tombul deilz 6 adam saygı duymuş . yada sabah cıkmadan bir asılmış sonrada çıkmış dıışşarı fireriver Aktif Üye Katılım 23 Şub 2013 Mesajlar 60 Tepkime puanı 0 Puanları 0 7 Adam 7 yılını çocuk esirgeme kurumunda geçirmiş ağır cinsel istismara maruz kalmış sonucu da bu işte sıyırmış pe...k 8 Adam 7 yılını çocuk esirgeme kurumunda geçirmiş ağır cinsel istismara maruz kalmış sonucu da bu işte sıyırmış pe...k müslüm okumadınmı gemi bunları unutmuş bunlarda orda açlık var diye insan etinin satıldıgnı görmüşler. okurken bile insana bişey oluyor bea kasaplar 12 yaşındaki çocugu getirip parça parça satıyormuş. o deglde bilen varmıdır bu çindeki olay nezman olmuş?
Üye Mesaj Sayısı 875Yaş 31Şehir sdasdaİş/Hobiler dadsaNicK dasdasdsaTa Kayıt tarihi 27/03/08 Basarı Puanı 75/100Güclülük 85/100Seviye 85/100Konu bir seri katilin öldürdüğü çoçuğun annesine yazdığı mektup Cuma 29 Ağus. 2008, 2301 Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup, yamyam çocuk katili Albert Fish’in 1928 yılındaki on iki yaşındaki kurbanı Grace Budd’ın annesine 8 yıl sonra 1934 te yazdığı mektuptur. Büyük şanstır ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezil mektubu okuma dehşetinden kurtulabilmişti. Bu mektubun aslı bu gün sanatçı Joe Coleman’ın Sevgili Bayan Budd,1894’te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denize açılmıştı. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola çıkmışlardı. Limana varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoş olmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Bu sırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolar arasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadar büyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşından küçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplara satılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşı isteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüze getirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veya oğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılan en pahalı etmiş. John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı bir düşkünlüğü oluşmuş. New York’a dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında iki oğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba kapamış. Sonra tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olması için onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş, çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası, kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişirip yemiş. Fırında pişirmiş tüm popsunu, haşlamış, kızartmış ve kuşbaşı yapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış. Ben o zamanlar 409 Doğu 100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu o kadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum. 3 Haziran 1928 Pazar günü sizin 406 Batı 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir ve çilek getirdim. Öğlen yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturdu ve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimi söyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha önce gözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda ona dışarıda beklemesini söyledim. Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarı çıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanın bulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu çağırdım. O odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünce ağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve o da bana annesine şikayet edeceğini söyledi. Önce onu tamamen soydum. Nasıl da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdüm ve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara böldüm. Pişirdim ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak ve tatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim, ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü.
Tam adıyla François Auguste René Rodin, modern heykelin kurucusu olarak kabul ediliyor. Her dehanın oluşumunda birden fazla olay bulunur. Auguste Rodinin sanat eserlerinde gördüğümüz temel detaylar vardır. Bu imzaların bazılarını hocaları, bazılarını ise özel hayatına giren kadınlar etkilemiştir. Yaşadığı dönemde kusursuz eserler beklenirken o kusurları öne çıkardı. Çoğu zaman tepki gördü fakat buna rağmen eserleri günümüzde halen kopyalanıyor. Bu sanat fikirlerini üretmede hangi basamaklardan geçti bundan bahsedeceğiz. Sanat hayatına ilk etkisi lise profesörüydü 12 Kasım 1840ta, Parisin yoksul ve pek parlak olmayan senelerinde dünyaya geldi. Ailesi onu 8 yaşında Paris’ten uzakta bir yatılı okula gönderdi. Minik Rodinin hiçbir zaman derslerle yıldızı barışamadı. Ailesi, 14 yaşında onu yatılı okuldan aldı ve La Petite École isimli el sanatlarına ağırlık veren bir okula başlattı. Hocası Lecoqun en çok üzerinde durduğu konu kopyalama alıştırmalarıydı. Rodin sürekli Tiziano Vecellio, Rembrandt ve Rubensin eserlerini kopyalıyordu. Lecoqun buradaki asıl amacı desenleri ve renkleri kopyalamakta ustalaşmaları ve nihayetinde kendi bakış ve duygularını esere katarak çizebilmeleriydi. Ne olursa olsun ona göre; “Sanat temelde bireyseldi.” Gelecek yıllarda, Victor Hugo ona saatlerce poz vermeyi reddetti ve elinde olan tek şey Hugonun bir kaç bakışıydı. Hocası olan Lecoqun yöntemini anımsadı ve bu bakışları heykele dönüştürdü. Bust Of Victor Hugo, wikipedia 1857’de Rodin okulun en iyi çizim ödülüne uygun görüldü. İnsan bedenini kutsal olarak gören Rodin, resmetmek için daha profesyonel bir eğitim almak istedi. Bu eğitim için Paris Güzel Sanatlar Okulunu kazanması gerekiyordu. Resim sınavlarını başarıyla verdi fakat heykel sınavlarından geçememişti. Üç kez denedi ve her denemesinde de başarısız oldu. Müzede bulunan hastalıklı insan uzuvlarını yonttu The Clenched Left Hand Study for Hand of Pierre de Wiessant, Auguste Rodin French, Paris 1840–1917 Meudon, Bronze, French Okulu kazanamayan Rodin iş hayatına atıldı. 1856 yılında bina süslemeleri için kalıp yaptığı bir işe başladı. Bu iş onu hiçbir zaman tatmin etmedi. Güzel sanatları kazanamadığı için insan modelleme deneyimini yaşayamıyordu. Bunun için bir çözüm buldu. Bir tıp müzesi olan Dupuytrene boş vakitlerinde gitti ve hastalıklı insan uzuvlarını yonttu. Yonttuğu bozuk uzuvlar o kadar gerçeğe yakındı ki doktorlar bu uzuvlardan teşhis bile koyabileceklerini söylemişlerdi. Günümüzde ise tıp öğrencilerine bu heykeller üzerinden anatomi dersi verilebiliyor. Zoolojik çizim kursuna yazılmıştı Antoine-Louis Barye – Two Dogs and a Rabbit – Walters 27194 Rodin hayvan figürleri çalışmayı da severdi. Birçok hayvan pazarı ve at panayırına gitti. Dünyanın ilk halka açık hayvanat bahçesinde bir zoolojik çizim kursuna kaydoldu. İskelet yapısı ve anatomi dinlemekten sıkılan Rodin ilerde pişman olacağını bilmeden kursu bıraktı. Paris’te dolaşırken iki adet tazının bulunduğu bir heykel gözüne çarptı. Bu heykeller hakkında ” Koşuyorlardı. Bir saniye bile durmuyorlardı.” dedi. Eserin altında kursunu yarım bıraktığı hocası Barye’nin imzasını gördü. Bu noktada hareketsiz bir şeydeki devinimin nasıl ifade edileceğinin sanatın kilit noktası olduğunu anladı. Eserleri modernleşmeye başladı. Rodin’in Özel Hayatı Auguste Rodin, Bacchante Grapes or Autumn, 1874 Beuret and Rodin in their Meudon Garden / 1916 / wikipedia 1864’te Rodin ilerdeki eşi olacak olan Rose Beuret ile tanıştı. Rose, Rodinin yanında çalışmaya başlamıştı. Rodin, Beuretten ona poz vermesi için teklifte bulundu ve Bacchante isimli eserini oluşturdu. Her ikisi de birbirinden etkilendi ve kısa zamanda sevgili oldular. Hem iş arkadaşı hem sevgililerdi. Rose ona iş hayatında fazlasıyla yardımcı oluyordu. 1866’da bir erkek çocukları oldu fakat Rodin onu nüfusuna almadı. Le Baiser, Auguste Rodin, 1882,Rodin Müzesi fotoğraf ajansı – Jérome Manoukian Ardından, Rodinin ünlü “Öpücük” eserinin ilhamı olan Camille Claudel ile tanıştı. Claudel 20 yaşındayken tanıştılar, Rodin ise 44 yaşında ve Beuret ile yaşıyordu. İlk yakınlaşmaları Claudel’in atölyede asistan olarak başlamasıyla oldu. Zaman geçtikçe birbirlerine daha da bağlandılar. Rodin; başka hiçbir kadınla birlikte olmayacağına hatta ders dahi vermeyeceğine ve eşi olan Beureti terk edeceğine dair bir sözleşme hazırladı. “Öpücük” eserinin ilhamı aralarında yaşadıkları çok yoğun aşk hayatı olmuştur. Ayrıca öpücük dahil olmak üzere, Rodinin asistanı olarak çalıştığı dönemdeki her eserde Claudelin de çok el emeği vardır. İlişkilerinin ilerleyen zamanlarında verilen sözler tutulmadı. Claudelin Rodine olan aşkı onun kariyerini kötü yönde etkilemeye başladı. Olgunluk Çağı, Musée Rodin de 1913 bronz döküm. Wikipedia 10 senenin sonunda ayrılık kararı aldılar. Claudel terk edilişini ve ne kadar zarar verse de bu aşkı bir türlü bırakamayışını “olgunluk çağı” ile gösterdi. Kariyer hayatında, ismi Rodin’in metresi olarak geçti ve hiçbir zaman sadece Camille Claudel olarak anılmadı. Claudel, ayrılık sonrası heykellerinin birçoğunu geçirdiği sinir krizlerinden dolayı kırdı. Rodin’i fikirlerini çalmakla suçladı. Ailesi tarafından akıl hastanesine yatırıldı. Bir daha heykel oluşturamadı ve yattığı akıl hastanesinde 1943’te hayatı sona erdi. İsmi tüm uğraşlarına rağmen her zaman Rodin ile birlikte anıldı. Eserleri ölümünden sonra Rodin müzesinde sergilendi. Camille Claudel, 1884 “Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım… Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu esaretten çok sıkılıyorum… Eve hiç dönemeyecek miyim, Paul?” Camille Claduelin Kardeşine yazdığı mektuptan bir alıntı. “Kırık burunlu adam” eseri Man with the Broke Nose 1863–1864 Rodin paraya ihtiyaç duyduğu dönemlerinde ticari heykeltıraşlık yaptı. Boş vakitlerinde resmedebilmek için az miktarlara, paralı model tutuyordu. Bu sırada Bibi adında yaşlı bir Yunan tamirci, alkol parasını çıkarmak için Rodin’in stüdyosunda yardımcı olarak çalışıyordu. İlk gördüğünde yüzü model olamayacak kadar kötü geliyordu. Zaman geçtikçe Rodin, Bibinin suratındaki kusurların gizlediği asaleti fark etti. Kemikli yüzü aslında ona Yunan heykellerini andırmıştı. Bibi’nin suratını model almaya karar verdi ve heykelleştirmeye başladı. Eserini tamamladıktan sonra, bir sabah işe gittiğinde eserin bir kısmı parçalanmıştı. Rodinin gözüne bu şekilde çok daha güzel ve tamamlanmış gözüktü. “Yüzünde ıstırabın bin bir sesi var ama hiçbir suçlama yok.” -Auguste Rodin’in Bibi hakkında yazdığı bir cümle. Tunç Çağı Eseri Tunç Çağı , Alte Nationalgalerie , Berlin , Almanya 2006. Kırık burunlu adam eseri galeri tarafından reddedilince en iyi fikirle karşılarına çıkmak istedi. İnsan vücudunu resmetmekle ilgili herhangi bir eğitim almamış olan Rodin bunu en iyisinden Michelangelo’ dan öğrenmesi gerektiğini düşündü ve İtalyayı ziyaret etti. Michelangelonun yaptığı oturan Lorenzo De Medici heykelini gördü ve Rodine ilham oldu. Bu heykellerin üzerinden eskiz çalışmaları yaptı. Michelangelo’nun verdiği her jest ve mimiğin anlamını düşündü. Artık kafasında oluşturmak istediği heykel belirlenmişti. Belçikalı bir askeri dertli bir edayla pozlamak istedi. Kusursuz olabilmesi için 3 buçuk sene uğraştı. Eseri çok beğenildi. Fakat belli bir kitle onu modelin vücudundan kopya döküm yapmakla suçladı. Bu bir heykeltıraşa yapılabilecek en büyük suçlamaydı. O kadar kusursuz yontmuştu ki bu kadar gerçekçi olamaz diye düşünüldü. Detaylı bir incelemenin ardından böyle bir şey olmadığı gün yüzüne çıkarıldı ve eseri kabul gördü. Cehennem Kapısı Eseri 1899 “Cehennem Kapıları” – Rodin Müzesi Kendini Tunç Çağında kanıtlayan Rodinden yeni açılacak olan bir müze için eser istediler. Dantenin İlahi Komedyasından esinlenerek bu eseri tamamladı. Yaklaşık 6 metre yüksekliğinde ve 4 metre derinliğindedir. Eserde cennet, cehennem ve araf vardır. Kapının bir tarafını cennet diğer tarafını cehennem olarak kurguladı. Arafta ise günümüzde birçok kez kopyalanan Düşünen Adam bulunur. Şüphesiz en önemli işlerinden biridir. Rodin bu eserin üzerinde tüm ömrü boyunca çalışmıştır, buna rağmen tamamlanmış olarak görmemiştir. Cehennem kapısı eserindeki en ünlü figür olan Düşünen Adam; Çağdaş, laik bir adamı tasvir ediyor. Balzac Anıtı Eseri Balzac Anıtı 1898 Auguste Rodin tarafından; Jeff Kubina , CC BY-SA , Wikimedia Commons Rodin den Balzac’ı anmak için eser oluşturması istendi. On sekiz ay içinde teslim etme sözü verdiği eserin yapımı 7 yıl sürdü. Balzac’ı en iyi sabahlıklar içinde tasvir edebileceğini düşündü. Balzac’ı “çalışma odasında, soluk soluğa kalmış ve saçları darmadağın olmuş şekilde” gösterdi. Balzac Anıtı , 1898’de Pariste ilk kez gösterildiğinde sert bir şekilde eleştirildi. Auguste Rodin, Ocak 1917′de Rose Beuret ile evlendi. Rodin; o yılın Kasım ayında ölü bulundu ve Rose törenden iki hafta sonra trajik bir şekilde öldü. Rodin, eserlerindeki kusurlara, yaptığı vurgularla kendini o dönemin sanatçılarından ayrı kıldı ve bizlere hala üzerine tekrar tekrar düşünülebilecek heykeller bıraktı. Kaynakça Art in Content , Web Rodin Müzesi, Web Hayatını Değiştirmelisin, Rachel Corbett
anne ile çocuğu arasındaki sorunları bir türlü konuşarak çözemeyip, çocuğun isyan ederek düşüncelerini yazılı ifade etmesidir. anneye olan tüm isyan, tüm kırıklık, tüm arkada kalmış beklentiler bir bir yazılır. cümleler süslü değildir. hatta çoğunlukla üç-dört kelimeyi bile geçmez. açıkça, dolaylamadan yazılır. ardında da ''özür dilerim'' ile bitirilir ve annenin görebileceği yere bırakılır. peki ya sonra? sonrasında anne bunu okur ve ertesi gün yine kalınan yerden onca yazılan şey sanki boşunaymış gibi tekrar tartışma başlar ve günlerce sürüp gider. nasıl mı biter? gidilebilicek başka bir eviniz varsa en iyi şey orayı terk etmektir. gitmenin işe yaradığı nadir durumlardan biridir. yoksa nefes almak zorlaşır, diri diri toprağa gömülmek gibi. merhaba anne, bugün yine sensiz ve sessiz bir sabaha deme bana anne sensiz pek aydın geçmiyor sabah penceremin önüne konan bir güvercin vardı,hani onu ürkütmeden beni uyandırır ve güne onun güzelliğiyle başlamamı sağlardın;biliyor musun anne artık o güvercin de yok. şimdi kahvaltı hazırlayacağım anne baba oğul karşılıklı yapacağız kahvaltımızı,hem de senin dediğin gibi aslanlar gibi yapacağız anne baba ve hep bir bardak fazla koyuyorum sofraya ne çok bir de şu hastalık dönmeni bekliyorum,gecikme çay da sen gittikten sonra pek bir durgunlaştı laf aramızda kalsın biraz aksi bir adam olsun sana be anne iyi dayanmışsın bu aksi adama. bulaşıkları ablamlar gibi zamanında yıkayamıyorum belki biraz da zoruma gidiyor erkek başıma ev işleriyle iki gün kalıyor mutfakta bir girdimi mutfağa altını üstüne getiriyorum döküp yalıyorum esprilerimi severdin bir tek sen de dün temizledim baştan suyu ile yıkadım dayanıyormuşsun bunun kokusuna?zehirlenmeme az kalmıştı çok şükür ki gömleklerimi çok iyi ütülüyorum kızlarını iyi yetiştirmişsin bu konuda yüksek lisansımı yaptırdılar bana sağolsunlar. sana bir sürprizim var için af çıktı,tekrar başladım demiştim ya sana bitmemişti üzmemek için söylemiştim bu küçük kendimi bayağı üzdüm mekkeden bana son model bir cep telefonu getirdi de şarkı bile çalıyor ama ben senin eski model renksiz ekran cep telefonunu parmaklarının izi var hala alınıyor getirdiği hediyeyi kullanmadığım veriyor sonra bana. geçen gün dostum mutfağa anne tüm hünerimi bol acılı bir menemen kişiydik altı ekmek yedik biraz abarttık ama olsun ama muhabbet çok kalacağına midemizde kalsın değil mi ama?kaç bardak çay içtiğimizi söylemeyeceğim arada senin oturduğun kanepe en değerli köşe bile oturtmuyorum çoğu evde yokken kuruluyor tabii. e o zaman da bir şey diyemiyorum sinirli bakınca sinirli bakmazdın anne. ellerin yumuşacık değildi belki ama sıcaktı anne,hele yüzümü bilir kaç acıya dokundu,kaç gözyaşını sildi bu da yıkadın buz gibi sularda dünya kadar çamaşırı?gözlerin de zeytin tanesi gibiydiışıl nadir gülerdin anne;ama o gülümseme dünyanın en mutlu insanı yapardı beni. haftanın üç günü hastanedeydin anne;alışmıştık geç bir saate saat oldu anne. çay buz gibi oldu. notbir dosta ithaf olunur. okunduğunda ağlatan mektuptur. düşünün ki yazıldığında nasıl kahreder insanı... annecim, bilmezsin çok büyüdüm ben...içime gömdüm sana koşmaları, kucağına mertim ve dikim hayata, öğrendim anne, güçlüyüm ben ...anne anne diye avaz avaz ağladığımı sen bile bilmiyorsun, gözlerimden hiçbir şey anlamıyorsun ya güçlüyüm, çok güçlüyüm ben... bu mektubu yıllar önce yazmalıydım. belki ilk yazı yazmayı öğrendiğimde, belki de senden ilk ayrılışımda. ama unuttum iste kendime göre çok meşguldüm, derslerim, sonra sınavlar, sonrası zaten malum. hala hayatta olmansa benim için en büyük fırsat. belki bundan sonra, sana bu kadar içten yazabilecek ikinci bir fırsatım olmayacak. yazacaklarım içimde kalsın istemiyorum. bugüne kadar benden çok şey istedin. en başta, huzur dolu bir sinen, şefkatli bir kucağın vardı. başını yaşla dedin, yaşladım. karnım doydu, kendimi güvende hissettim, sıcaklığınla işindim. tam oraya alışmıştım ki emekle dedin. o sımsıcak kucağından ayrılmak zor oldu. süründüm. ayağa kalk dedin, kalktım. nasıl korktuğumu sen benden daha iyi biliyorsun. karşıma geçip kucağını açarak bana yürü dediğinde ne çok sevinmiştim. o ilk ayrılıklardan sonra sana doğru adım atmak hayatımın en güzel anıydı sanıyorum. yürümek değil uçmak istemiştim. çünkü seni çok özlüyordum. benim dilimden anladığın, acıktığımı, susadığımı, uykum geldiğini bildiğin halde konuşmamı da sen istedin konuştum. seni çok sevdiğim için ilk olarak da muhtemelen anne demişimdir. zaman zaman küçük kaçamaklarım olsa da bütün isteklerini yapmaya çalıştım. okula başladıktan sonra ders çalış dedin çalıştım, ödevlerini zamanında yap dedin yaptım, öğretmenlerini sev, onları dinle dedin dinledim. biliyor musun, küçükken anaokulundan eve dönmeyi iple çektiğimi bazen gitmemek için koltuğun kenarına saklandığımı hatırlıyorum. senden ayrı kalmamak için ama sırf sen istediğin için gittim. büyüdüm senden uzakta. hiç ayrılamazken yanından hiç istemezken yokluğunu en uzağına düştüm yıllarca. sonra yine buldum seni ama zaman geçtikçe seninle geçirdiğimiz zaman azalıyor, kendi başıma kalıyordum. bu defa, güçlü olmamı, zorluklar karşısında peş etmememi, başkalarının beni üzmesine izin vermememi, paramı, zamanımı ve fırsatlarımı iyi değerlendirmemi istedin hiç dile getirmedin ama hissediyordum hep güçlü olmamı istedin. yapabildim mi bilmiyorum. ama çabalıyorum. bu isteklerinin yerine getirilip getirilmediğini sen benden daha iyi biliyorsun. annem; bana anlatılanlardan da bildiğim üzere ekmeğin en sıcak yerini, yemeğin en lezzetlisini, meyvenin en güzelini yemeyi, elbiselerin en yenisini giymeyi sen hiç sevmedin. karnım tok, sırtım pek, elbiselerim hep yeni ve temiz olsun istedin. en iyiyi en güzeli bana verdin. öyle oldu. bugün hayatımın bilmem kaçıncı anneler günü. yine senden uzaktayım. bu mektubu yazarken geriye dönüp baktım ve benden bugüne kadar ne çok şey istediğini gördüm. biliyorum hala iyi ve mutlu bir insan olmamı istemeye devam ediyorsun. senden uzakta geçirdiğim bu anneler gününde ben de senden bir şey istiyorum. yapamadığım isteklerin ve yanında olamadığım anneler günü için beni affet. ben seni çok seviyorum. şu anda yanımdasın tam 10 ay aradan sonra, hasret sarmış yüreğimin yanında.. sana böle uzun uzun bir şeyler söyleyemedim söyleyemem çünkü hemen geçer ağlarsın ve oysa ben o göz yaşlarının bir damlasına dünyaları yakarım elimde olsa.. sana kıyamam bilirsin anam.. 4 gün sonra yine ayrılıp kim bilir bir daha ne zaman görüşeceğiz.. ama garanti sayılır ki 9 buçuk ay sonra inşallah tamamen yan yana olacağız.. bir kere beni bıraktığın için seni terk ettim, sana kızdım, bağırdım, çağırdım, o sinirle neler dedim neler.. en güvendiğim insan beni yüz üstü bırakıp gitmişti çünkü.. sende çok iyi bilirsin ki insanı en çok yıkan güvendiğinden gelen taştır.. büyüklüğü veya küçüklüğü önemli değil kimden geldiğidir.. başımı göğsüne yaslayıp saatlerce kalmak isterim.. yaşım her ne kadar büyük olsa da şefkatini isterim.. eskisi gibi saçlarımı okşamanı ve benimle oyun oynamamı biz erkekler hiç büyüyemeyiz ana en azından analar için.. hayat her ne kadar bizi aciliyetli bir şekilde büyütmüş olsa da sana her zaman ihtiyaç duydum.. ensemde sıcak nefesine, başımda eline önümde çizdiğin yola.. çünkü bilirim ki sen asla ama asla benim kötülüğümü istemedin istemezsin.. o yüzden yolumda yoldaş çizgimde kalem olmanı istedim.. hakkın üstümde büyük bir müsibettir başımızdan eksik olmadı yirmi yıl atlattık bu müsibetle hala kurtulamadık.. ama o günleride göreceğiz inşallah bana yeni doğmuş bebeğin gibi davranışlarını istiyorum geri ana.. her ne kadar senin tabirinle eşşek kadar adam olsak da ben senin için çocuk kalmak istiyorum.. sevgini hissetmek ve tatmak istiyorum.. çok çabuk büyüdüm ana tadına varamadım ne şefkatin nede çocukluğun doymak istiyorum.. biliyorum çok şey istiyorum ama hakkım be ana.. ne yapayım seni çok seviyorum ve sevmeni istiyorum.. anne... ben, şu hayatta çok sağlam işler çıkaranlardan olamadım... büyük işler başaran, ardında parlak bir gelecek bırakan biri de olamadım! büyük adam da olamadım mesela... yalnızlıklarım çok oldu benim anne, yanlışlıklarım olduğu gibi... çok zaman, işsizliğin pençesinden beni ilk çekip çıkaran şefkatli kolların oldu anne. yara bere içinde kalmış umutlarımı, bakımsızlıktan yıkılmaya yüz tutmuş hayallerimi derleyip toplayan, sarıp sarmalayan sen oldun; ben ise deneyimsiz bir acemi şöför gibi aynı aracı farklı yollarda sürmeye çaba gösterdim, kolu kanadı kırık gayretimle... dedim ya, ben büyük adam olamadım ve övünebileceğim, gururla sunabileceğim bir karşılığım olmadı hayatta.. tek söyleyebildiğim gururla; senin evladın olmamdı yalnızca, o bile senin eserindi ama!... anneciğim aslında bu kelimeyi hiç yüzüne söylemiyorum sadece kuru bir anne kelimesiyle hitap ediyorum sana yıllardır.. 27 yıldr babamla evlisin haklısın 17 yaşında tanımadığın evlenip bosanmıs adama vermişler seni zorla 3 gün içinde hemen düğün yapmıslar..sende isterdin istediğin sevdiğin adamla evlenmeyi birine aşık olup onu saatlerce düşünmeyi kimi zaman o kişi için üzülüp ağlamayı keşke tadabilseydin anne aşkı genclik heyecanlarını ..biliyorum babam yıllardır sana seni seviyorum demedi elinde kumanda televizyonu açar soru sorarsın cevap vermez kendi halinde eline oyanın alır farklı oda da televizyon ilersin babamda başka odada.. haklısın be annem bu kadar sinirli olmakta ..17 yaşındayken eline 5 yaşında çocuğu vermişler annelik nedir bilmiyorken dayımda o zamanlr 5 yasındaymıs ya bir anda ablalıktan anneliğe terfi ettin daha çocuğunu kucağına almadan ..haklısın anneciğim seni anlamıyorum sanıyorsun ama çok iyi anlıyorum ne yapayım hani insan en çok sevdiklerini üzermiş ya seni anlasamda kızdığım zaman belden asağı vurmaya çalısıyorum seni..bu yazdıklarımı görmiyeceksin hiçbir zaman ama ilerde belki bende anne olacağım işte o zaman seni bu anladığımdan daha iyi anlayacağım.. çok seviyorum be seni deli kadınım benim annem diye arkandan gelip sarılıp öpmek boynundan kokunu içime çekmek o kadar huzur veriyor ki bana ..hani bayıldm ya annem kucağına düştüm o gün gözlerinde ki korkuyu hayal mayal hatırlıyorum ellerin titriyordu boğazın düğümlendi elin ayağın titredi bana çok garip baktın annem işte o günden sonra sana nasıl kıyabilirim ki ben ..artık ilk basta senin için sonra kendim için birseyler yapacağım .. hani kavgalarımızda keske annem olmasaydın keske dogurmsaydın beni diyorum ya harbiden ne malım ben senin gibi bir anneye bu denir mi millet çocuğunu dogurup çöpe atıyor..sen benim için o kadar uğrasmısken ki onu geçtim uğrasmasaydın sadece dogursaydın beni gene sana minnettar olmam lazımdı ne bileyim iğrencte olsa bu dünyayı gördüm ya senin sayende.. korkma annem bundan sonra hiçbirsey incitemez beni herşeyi sileceğim yeni bastan bir sayfa birazcık acılarda olgunlastırdı beni..beni hiç bırakma anne belki klişe bir söz ama senden önce ben öleyim beni erken terketme.. belkide bu yıl hayatımın en berbat yılıydı anne..sensizliğe senden uzak olmaya alışkın değilim belkide ana kuzusu derlerdi ya hep ilkokulda bana galiba hala daha öyleyim.. senle her kavga ettiğimizde anne beni aldırma ihtimalin varsa geç degilse aldır diyerek seni üzmem ..ve her seferinde gebersende kurtulsam ne kadar lanet bir çocugum sen benim için onca çabaya girdin arkadaslarımdan eksik esyalarım olmasın diye benim için bebek bakıcılığı yaptın sırf salak kızın parasız harclıksız kalmasın diye.. ama bugun sensizliğin ne kadar agır oldugunu daha iyi anladım sensiz boş bir ev bana kızan ikaz eden yok .belkide senin degerini sana kötü birsey olunca anlamam gerekiyormus..bugun sensizliğimin sana geber de kurtulayım senden derdim ya ne kadar asagılık biriymişim degerini kaybetmeye yakınken hissediyorum keske varlıgını yanımda sen varken elimde değil anne o masum yüzünce bir çok sessiz çıglık var 23 yılın acısı sana 23 yıldır seni seviyorum diyip elini tutmayan bir adamla ayrı ayrı odalarda iki yabancı gibi üstüne tuz biber benim tavırlarım hastalıklarım .. ilerde anne olursam iyi bir anne olamam sen gibi olamam fedakar olamam 23yıl bana aşkım demeyen adamla birine aşık olup onun çocugunu doguramam anne ne bileyim sevemem çocugum olursa onu kucagıma alınca birsey hissedemem..ama sen bana her zaman o sıcaklıgı verdin..aslında o çizgili yüzlerinde ne acılar ne anılar var bende o çizgilere katkıda bulunuyorum seni üzerek .. inşallah ilerde bana benzeyen bir çocugum olmaz annesini üzen hasta yapan her seferinde doyumsuz vefasız bir çocugum olmaz.. ama anladım bugun seni kaybetmeye yakınken anladım herseyi hersey çok geç olmadan kendimi düzelteceğim ..o saçma sapan uykularımdan uyanacagım uyandımda ..artık acıya dayanıklıyım yapmasanda hergün bana birseyler ögretiyorsun ögüt vermesende birseyler ögreniyorum senden. uyandım sonsuz saçma rüyalarımdan gercek dünyadayım dediğin gibi kurallı oynayacagım oyunumu kimseyi üzmeden çaresiz kalmadan kimseye muhtac olmadan yapayalnız ölmeyeceğim anne .. anneciğimmm..kardeşimden sonra en değerli varlığımsın biliyosun bunu. sen hem annem hem ablam hem sırdaşımsın en yakınımsın. hâla çok güzelsin, şarap misali yıllandıkça gençleşiyosun. umarım bu konuda sana çekerim. seni kaybetmekten çok korkuyorum ve çoğu zaman geçiyo bu aklımdan. ona bi şey olursa ben naparım diyorum, savunmasız hissediyorum o zamanlar kendimi. kendine hep iyi bak o yüzden. her şeyimi gelip ilk sana anlatıyorum sabırla dinliyosun beni. bazen çok fazla konuşuyorum biliyorum kafan şişiyo, ama içine atma her şeyi dışa vur diyen sensin. ben söylemesem de nasıl yapıyosun bilmiyorum ama her şeyden haberdar oluyosun. eminim bunları da okuyacaksın ve okurken yüzünde büyük bi gülümseme oluşacak gamzelerin belirecek. seni çok çok çok seviyorum iyi ki varsın annem... gelirken beyaz çikolata alırsan sevinirim ^^ annecim sözde 1 haftalık tatil diye gittin 15 gündür gezip valla gözüm yok. ama inan tek başıma bu evin işleri gözümde nasıl büyüyor ben sana hiç çekmemişim bir işe başlıyor onu yarım bırakıp başka işe dalıyorum hepsi yarım yamalak kalıyor. en kötüsüde ne biliyor musun ? ütü belamı vermesin hiç beceremiyormuşum bunu bugün şimdilik iki gömleğimde ve bir pantalonumda ütü izi oluştu. hadi bi an önce gelde alış verişe çıkalım bu gidişle ne giyecek kıyafetim kalacak nede evde yemek yicek tabak çanak .babamdan hiç bahsetmiyorum bile şimdiden beş kilo elime kaldığı için bunalımda sefilleri oynuyor. annne yetiş kurbanın olayım kurtar beni bu hayattan. "6 yıl oldu ve ben seni çok özledim" çok şükür ki hiç yazmak zorunda kalmadığım mektuplardır. insanların üç kuruşluk şeyler için birbirlerine türlü oyunlar oynayıp şerefsizlik yaptığı,insanlığın maddiyatla ölçüldüğü bu adaletsiz dünyada o kadar az insan var ki annem,senin sevginin yerini karşılıksız vefanı hiçbirşey tutamaz annem,ve ben bazen düşnüyorum kaybedersem seni benden önce ne yaparım diye,aslında farkediyorum ki kendimi kaybetmeye başlamışım çoktan.. annecim, affet beni...eskisi gibi değilim artık...kederden boğulurken şen-şakrak sesimle havadan-sudan konuşamıyorum seninle...uzun uzun suçluyorum..biraz anlıyorsun. anlamak istemiyorsun aslında..rengarenk yalanlar duymak istiyorsun inanmaya hazır öylece bekliyorsun...biliyorum ama yapamıyorum kederimin benden sana geçmesine kahroluyorum .. anlatmamı bekleme benden ne olur...kendimden saklamaya çalıştığım hakikatleri bilmesen daha iyi.. sadece bil ki ben elimden geleni yaptım, bu dünya için...şimdi film izler gibi uzaktan seyrettiğim bu hayat değildi hayalim...olmadı beceremedim...sana verdiğim tüm acılara karşın tek tesellim benim sana yaşatamadığım tüm güzellikleri ve mutlulukları hakkın vereceğine olan inancım.. ahirette değişir belki yazgım, yazgın...
08 Eylül 2007, 1751 1 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує Seri Katil tarafından öldürülen çocuğun annesine yazdığı mektup Şüphesiz, bir seri katil tarafından yazılan en hasta mektup, yamyamçocuk katili Albert Fish’in 1928 yılındaki on iki yaşındaki kurbanıGrace Budd’ın annesine 8 yıl sonra 1934 te yazdığı mektuptur. Büyükşanstır ki Bayan Budd okuma yazma bilmiyordu ve böylelikle bu rezilmektubu okuma dehşetinden kurtulabilmişti. Bu mektubun aslı bu günsanatçı Joe Coleman’ın koleksiyonundadır. Çok Sevgili Bayan Budd, 1894’te bir arkadaşım Steamer Tacoma gemisinde denizci olarak denizeaçılmıştı. San Francisko’dan Hong Kong’a gitmek üzere yola varınca iki arkadaşı ile karaya çıkmışlar ve çok içip sarhoşolmuşlar. Döndükleri zaman geminin limandan ayrıldığını görmüşler. Busırada orada kıtlık hüküm sürmekteymiş. Etin kilosu 2-6 dolararasındaymış. Çok fakir olanlar arasında açlık sıkıntısı o kadarbüyükmüş ki diğerlerinin açlıktan ölmesini önlemek amacıyla 12 yaşındanküçük tüm çocuklar, et olarak pazarlanmaları için kasaplarasatılıyorlarmış. Herhangi bir kasaba gidip pirzola, biftek, kuşbaşıisteyebilirmişsiniz. Çıplak bir çocuk vücudunun bir kısmı önünüzegetirilir ve istediğiniz parçaları kestirebilirmişsiniz. Bir kızın veyaoğlanın kalça kısmı, en lezzetli bölümmüş ve dana kotlet olarak satılanen pahalı etmiş. John orada çok uzun kalmış ve insan etine karşı birdüşkünlüğü oluşmuş. New York’a dönünce biri 7 diğeri 11 yaşında ikioğlan çocuğu çalmış. Onları evine götürüp soymuş ve bir dolaba tüm giysilerini yakmış. Her gün etlerinin iyi ve yumuşak olmasıiçin onlara işkence yapıp dövmüş. Önce 11 yaşındaki oğlanı öldürmüş,çünkü onun poposu daha tombul ve tabi ki daha etliymiş. Kafası,kemikleri ve bağırsaklarından başka vücudunun her bir parçasını pişiripyemiş. Fırında pişirmiş tüm popsunu, haşlamış, kızartmış ve kuşbaşıyapmış. Küçük oğlana da aynı şeyleri yapmış. Ben o zamanlar 409 Doğu100. Sokak’ta oturuyordum. Bana insan etinin çok lezzetli olduğunu okadar sık söylemişti ki ben de tatmayı aklıma koydum. 3 Haziran 1928Pazar günü sizin 406 Batı 15. Sokak’taki evinize geldim, peynir veçilek getirdim. Öğlen yemeğini birlikte yedik. Grace, kucağıma oturduve beni öptü. Onu yemeyi aklıma koydum. Onu bir partiye götüreceğimisöyledim. Siz de evet gidebilir dediniz. Onu Westchester’da daha öncegözüme kestirdiğim boş bir eve götürdüm. Oraya vardığımızda onadışarıda beklemesini söyledim. Kır çiçekleri toplamaya başladı. Yukarıçıktım ve tüm giysilerimi çıkardım. Çıkarmasaydım üzerlerine kanınbulaşacağını biliyordum. Her şey hazır olunca, pencereden onu odaya girinceye kadar bir dolapta saklandım. Beni çıplak görünceağlamaya başladı ve merdivenlerden inmeye çalıştı. Onu yakaladım ve oda bana annesine şikayet edeceğini söyledi. Önce onu tamamen da tekmeledi, ısırdı ve tırnakladı. Boğazını sıkarak onu öldürdümve sonra da etlerini odama götürebilmek için ufak parçalara ve yedim. Fırında pişen küçük poposu öylesine yumuşak vetatlıydı ki. Tüm vücudunu yemem dokuz gün sürdü. Ona tecavüz etmedim,ama istesem bunu yapabilirdim. Bir bakire olarak öldü. masteryoda yorumuAllah daha iyi bilir ya kendi günahlarımıdüşündükçe vicdan azabı çekiyorumdevamlı çektirmek nasip etsinkalbimiz katılaşmasınama bu çinlilerin özellikle çocuklarını satanailelelerin zebanisi ben olmak isterdimateş zebani meleğinietkilemezbunlar harbi insan değil ya küfür edicem şimdi yetmeycekkelimeler. kızlarını kızkardeşlerini geneleve satan adi adamlardan birde müslümangeçinenlerden tutunda,rusyada küçük çocuklarının dolar uğruna pornodaoynamaısnı sağlayan ailelerden tutunda,.ikini tutamayıp doğum kontrolüyapmauyan ve doğan çocuklarını leğene koyupta çinde sarı nehir adıverilen nehire fütursuzca bırakanı tutunda,haçlı savaşlarında bebekleriharcayan mızraklayaıun.... alıntıdır •●쳭¯˚._.•кαяşıуαкαℓι 35½•._.˚¯쳭●•Bembeyaz bir dünyada seninle yaşamak varken, böyle uzakta durmak gücüme gidiyor. senin sevgini seninle paylaşmak varken seni sensiz yaşamak zoruma gidiyor. 08 Eylül 2007, 2031 2 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ fяυм ρяєηѕєѕ yuhh bee bi de utanmadan mektup yazmış çocukken bi tek ince hastalıktn ölünür sanırdım.. hasrettende ölünürmüş anladm. h!ç ya$nmamı$ g!b! dwRansaNda ßa$tn keşkeye dha yer yok kalbimde 16 Eylül 2007, 0041 3 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує 19 Kasım 2007, 2333 4 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує Çüşş.. başka söze gerek yokk..!! saoL üstad 19 Kasım 2007, 2337 5 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує •●쳭¯˚._.•кαяşıуαкαℓι 35½•._.˚¯쳭●•Bembeyaz bir dünyada seninle yaşamak varken, böyle uzakta durmak gücüme gidiyor. senin sevgini seninle paylaşmak varken seni sensiz yaşamak zoruma gidiyor. 25 Kasım 2007, 1527 6 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує 25 Kasım 2007, 1531 7 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує 27 Kasım 2007, 0517 8 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ Giden Gitmiştir, Gittiği Gün Bitmiştir.. Biz Gideni Değil, Giden Bizi Kaybetmiştir 27 Kasım 2007, 0729 9 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ dυѕLєяfяυм üує ne vicdan var adamda yaa S вєηi вiя вєη вiℓiяiм,вiяє уαяααη!!! вαηα вiя вєη ℓαzıм,вiяє вєηi αηℓαуαη 30 Kasım 2007, 1520 10 UYARIKullanıcıların Profil Bilgileri Misafirlere Kapatılmıştır. Görmek için KAYIT olmalısınız.~ fяυм ρяєηѕєѕ beklemeyi bilenin herşey ayağına gelir;
bir çocuğun annesine yazdığı mektup