🎍 Aile Ile Ilgili Vaaz Diyanet

Duaile ilgili kıssalar. Trabzon sivas otobüs bileti. Diyanet Vakfı Meali: İsrâ Suresi Ayet Meali, İsrâ 11, İnsan hayrı istediği kadar şerri de ister. İnsan öfke anında kendisi, ailesi, malı hakkında Allah’tan şer ister, bedduada bulunur. 35 lik votka fiyatları Migros Votka Fiyatları 2022 - Diyanet İşleri Başkanlığının aile ve gençlik hizmetleri. her yıl mutlaka aile ile ilgili birkaç hutbe hazırlandığını ve her üç aylık vaaz planında aile ile ilgili konuların yer aldığını belirten Erbaş, aileyi ele alan 30 çeşit eseri vatandaşın istifadesine Diyanetİşleri Başkanlığı Vaazın Hoparlör İle Dışarıya Verilmesi. Denizli'nin Kale ® ilçe sinin Doğan mahalle sinde bulunan Cami nin vaaz larını tüm mahalle dinleme zorunda bırakılıyor. Benim ufak bebeğim var sabah ın erken saat inde vaaz ses iyle uyandı ve çok korktu. Vaaz dinlemek isteyen camiye gidiyor zaten. Buuygulama ile birçok can kaybının yaşanmasının önüne geçtik. Bunu uzaklaştırma kararıyla ilgili verilere baktığımızda görüyoruz. Cinayete kurban giden kadınların son 5 yılın ortalamasında yüzde 81'inin ne yazık ki herhangi bir tedbir kararı olmadığını görüyoruz. 2021 yılında ise bu oran yüzde 88. Diyanetin sık sık skandallarla gündeme gelen fetvalarında kullanılacak usul, dil ve üsluba yönelik rehber hazırlanacak. TÜBİTAK ile ortak proje: Diyanet ile TÜBİTAK arasında daha önce imzalanan protokole göre hayata geçecek Ay ve Ufuk Gözlem Ünitesi’nin (AYGÖZ) ihalesi 2019 yılında yapılacak. Proje ile astronomik Aile toplumun huzurunu ve güvenini tesis eden en değerli kurumdur. Ailenin muhabbet ve merhametten beslenen sağlam temeller üzerinde yükselmesi, dengeli ve sağlıklı bir ilişki ağına sahip olması, sadece bireyin değil, bir neslin güvencesi anlamına gelmektedir. Gelenson dakika haberine göre; Ankara Barosu hakkında soruşturma açıldı. Başsavcılık, Ali Erbaş hakkındaki açıklama nedeniyle harekete geçti. Ankara Barosu yaptığı yazılı RZV8. Aile Allah’ın emri ve Peygamber Efendimiz’in [sallallahu aleyhi ve sellem] sünneti olan nikâhla kurulan kutsal ve şerefli bir ocaktır. [1] Aile kurumu, kadın ve erkeğin meşru kurallar çerçevesinde, yani nikâh akdiyle bir araya gelmeleriyle oluşur. Rasulullah Efendimiz de “Evlenin, çoğalın. Kıyamet günü ümmetimin çokluğuyla iftihar ederim.” Beyhaki buyurarak ümmetini evlenmeye, aile kurmaya teşvik ediyor.[2] Aile, Allah Teâlâ'nın insanlığa en büyük emanetlerinden biridir. Din ve dünya hayatı aile ile güzel ve düzenli olur. Ailesiz dinî hayat tam yaşanamaz. Bekâr insan noksandır. Aile olmadan dünya hayatı da güzel ve düzenli olmaz. Bunun için aile herkese hayır getiren mübarek, mahrem ve şerefli bir emanettir. İlk aile cennette kurulmuştur. Hz. Âdem ile Hz. Havva validemizin evlilikleri cennette olmuştur. Bu sebeple Allah için yapılan evlilikte, cennetten bir tat vardır. Evlilik, dünyada cennetin bir numunesini yaşamak ve bir derece cennet hayatının tadını tatmaktır. Cennete girildiğinde ailesiz ve yalnız hiç kimse kalmayacak, herkes bir aile ortamında olacaktır. Aile, insanlık cemiyetinin temelidir. Evlilik, bu temeli Allah'ın adıyla atmak ve insanlık şerefine uygun bir bina yapmaktır. Dünyada insanlık hayatı aile üzerine kurulmuş ve aile düzenine göre şekillendirilmiştir. Bütün dinlerde aile yuvası temel birimdir; insanlık binasının esasıdır. Aile olmadan, nesep korunmadan din yaşanamaz, hukuk uygulanamaz, hayatın bir manası olmaz. Bunun için şu beş esasın muhafazası bütün dinlerin ortak hedefi olmuştur 1. Tevhid inancını ve dini korumak, 2. Canı korumak. 3. Aklı korumak. 4. Namusu, aileyi ve nesli korumak. 5. Malı korumak. Yüce Allah kullarına evlenmeyi ve yuva kurmayı emretmiştir. Çünkü erkek ve kadın bu fıtrat üzere yaratılmıştır. Kulluk, fıtrata uyarak yapılınca güzel ve tamam olur. Yoksa din noksan yaşanır. Din noksan yaşanınca insan da noksan kalır. İnsan noksan olunca, muhafazası gereken beş esası hakkıyla muhafaza edemez. Kâmil olmak için evlenmek, yuva kurmak, yuva hukukunu ayakta tutmak şarttır.[3] Aile, karı, koca ve çocuklardan meydana gelen bağlar üzerine kurulan küçük bir sosyal topluluktur. Aile, bir cemiyeti ayakta tutan temel müessesedir.[4] Her şeyi çift olarak yaratan Zariyat/49, bir ve benzersiz Allahu Tealâ, ve Hz. Havva validemizi yaratarak, insan çiftini kadın ve erkekten meydana getirdi. Nisa/1 İnsan nesli, ilk aileyi oluşturan bu mübarek çiftten çoğalarak günümüze kadar geldi. Bugün de toplumların varlığı, neslin çoğalarak devam etmesi aileye bağlı. Kadın, erkek ve bunların çocuklarından oluşan aile, milletlerin üzerine kurulu olduğu temel yapıyı meydana getiriyor. Allahu Tealâ, müminlerin müminlerle evlenmesini buyurarak, Bakara/221 bizlere ailenin oluşumunda temel kuralı bildiriyor. Yani Müslüman aile, Müslüman erkek ve kadından meydana gelir. Özellikle Müslüman bir hanımın gayri müslim bir erkekle evliliğini dinimiz kesinlikle yasaklamıştır. Çünkü çocukların soyu babaya nispet edilir. Müslüman bir kadın, gayri müslim bir erkekle İslam’ı kabul edip Müslüman olması şartıyla evlenebilir. Mukaddes bir yuva kurulurken İslami kaidelere riayet edilmesi en önemli şarttır. Aile saadeti, her iki tarafın İslam’ın belirttiği hak ve vecibelere itaat etmesine bağlıdır. Eşlerin, İslam’ın emir ve yasaklarını hayatlarında tatbik etmeleri ile ancak mutlu ve geleceğin sağlam temellerinin atıldığı bir yuva kurulabilir. Bir yuva kurduktan sonra onu korumak, öncelikle Allah Tealâ’nın “Mümin erkek ve kadınlara söyle. Gözlerini haramdan sakınsınlar ve ırzlarını korusunlar.” Nur/30-31 emrine uymakla mümkündür. Bu, hem aile hem de toplum hayatının huzuru, güveni ve geleceği için temel şarttır. Sonra eşler, birbirlerine karşı görevlerini yerine getirmeye çalışmalı, sorumlulukları Allah ve Rasulü’nün bildirdiği gibi paylaşmalıdır. Aile ortamındaki davranışlarımızın şekli, dinimizin toplum içerisinde bizden beklediklerinden farklı değil. Prensipleri Kur’an ve Sünnet’te belirlenen İslam ahlakı yaşandıktan sonra, aile hayatında mutluluğu elde etmemek için hiçbir sebep yoktur. Gerçi günümüzde İslam’ı yaşamak, elde ateş koru tutmak kadar zorlaştı. Gayri İslami kültürlerin, özellikle Batı dünyasının hayat tarzıyla aşılanan kültürümüz maalesef ciddi tehdit altında. Yaygınlaştırılmaya çalışılan yeni anlayışta evlenip aile kurmak, sorumluluk almak, gelecek temiz nesillerin devamına katkıda bulunmak gereksiz bir yük olarak kabul ediliyor. Nikâhsız beraberliklerden çocuk sahibi olmak adeta özendiriliyor. Aile külfetine girmeksizin çocuk edinmenin sonuçları ile o çok özendiğimiz Batı’nın başı ciddi şekilde dertteyken, bizim magazin dünyamız bunu çözüm olarak sunuyor. Uzunca bir zamandır Müslümanların çok dikkatli olmaları gereken bir dönemi yaşıyoruz. Savaş meydanlarında mağlup olanlar, huzur ve mutluluk vaatleriyle bugün aramızda kuzu postunda dolaşıyor. Teknolojinin bütün imkânlarını kullanarak kültürümüzün can damarlarını, bizi biz yapan her şeyi tahrip etmeye çalışıyorlar. Bilmeliyiz ki, Müslüman aile Müslüman toplumun temel direğidir. Bu direk yıkılırsa -ki İslam düşmanlarının ilk hedefi budur- toplumumuzun ayakta kalması mümkün değildir. Televizyonuyla, sinemasıyla, müziğiyle, edebiyatıyla, içimize sızıp bizi yok etmeye çalışanlara karşı bütün gayretimizle bu nezih kurumu korumak ve yaşatmak zorundayız. Bu yolda Peygamber varisi rabbani âlimler rehberliğinde birbirimize destek vermek zorundayız. Asla yıkılmadan, dimdik ayakta kalarak, insanlığın huzur ve mutluluk ümitlerini kendi huzur ve mutluluğumuzla yeşertmek zorundayız. Çare, her durumda olduğu gibi Kur’an ve Sünnet’e sımsıkı sarılmak. Bugün ateşten bir kor olsa da çare bu. Başka yol yok!..[5] İslam ümmetinin çoğalması ve kuvvetlenmesi için evlenip yuva kurmak ayrı bir fazilettir. Bunun bir de âhiretteki netice ve müjdeleri vardır. Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur "Rabbimiz! Bize eşlerimiz ve çocuklarımızdan gözümüzü aydın edecek nesiller ver ve bizleri takvâ yolunda gidenlerin rehberi yap"[6] âyetinde yuvanın hedefleri gösterilmektedir. Bunlar, takvâ, terbiye, güzel nesil ve yeryüzünde Cenâb-ı Hakk'ın şahitleri olmaktır. Günümüzde insanlık cemiyeti böyle yuvaların özlemini çekmektedir.[7] Ailenin asıl görevi kişinin kendisini ve çocuklarını ateşten korumasıdır Tahrim suresi, 6.[8] İslam, evlilik ve aile kurumuna öncelikle, kadın ve erkeğin haram yollara sapmasını önlemek, toplumu şekillendiren temel sosyal üniteyi oluşturmak ve birçok peygamberin “soyumdan inanan ve hayırlı işler yapan bir nesil ver” duasında olduğu gibi hayırlı nesiller yetiştirme hedeflerini yükler.[9] Evlilikle kurulan ailenin asıl amacı, ilâhî emre uyarak vazife görmektir. En önemli vazife, ailedeki edep ve hukukları koruyarak Allah rızasına ulaşmaktır. Bu temel vazifelerin başında erkek ile kadının haramdan korunması, birbiriyle kalp huzurunu yakalaması, bu huzurla güzel kulluğa koşması ve cemiyete iyi bir nesil yetiştirmesi gelir. Evlenmenin amacı, sadece erkek ve kadının cinsel duygularını tatmin etmekten ibaret değildir. Şehvet duygusu neslin devamı için bir araçtır. Aile, kâinata yayılan ilâhî sevgiyi beraber tatmak içindir. Sevgi, yüce Allah'ın erkekle kadın arasına koyduğu bir rahmettir. Bütün aileleri ayakta tutan, anne ile babayı kaynaştıran, onlara yuvanın yükünü taşıtan bu rahmet ve sevgidir. Hadiste bu rahmet bir misalle şöyle anlatılır “Yüce Allah rahmetini yüz parçaya böldü. Bir parçasını dünyadaki varlıklar arasında paylaştırdı. Bunun tecellisini her varlıkta görebilirsiniz. Hayvanlarda bile. Hani, bir hayvan yavrusunu emzirirken incinmesin diye ayağını kaldırır ve rahatça emmesini sağlar ya; işte bu o rahmetin eseridir. Bütün vahşi hayvanlar o rahmet ile yavrularına şefkat gösterir, onları korur, besler ve büyütür. Yüce Allah kıyamet günü bu bir rahmeti doksan dokuz rahmetiyle birleştirip halka öyle rahmet eder.”[10] Akıl sahipleri bundan ibret almalıdır. Aile, yârin ve yavruların sığındığı, korunduğu ve barındığı bir yer demektir. Aile, baba ocağı, anne kucağıdır. Ocak sabrı, kucak merhameti temsil eder. Ailede zahmetle rahmet iç içedir. Bu zahmeti Allah için çekenler, içindeki rahmeti bulurlar. Aile rahmet, ibret, hikmet ve hayat dolu bir yerdir. Onu sırf bir eğlence olarak görmek, koca kâinatı bir keyfe kurban etmek olur. Bu, şahsa, aileye ve insanlığa karşı işlenmiş bir cinayet olur. Mümin, aileye Allah'ın adıyla adım atmalıdır. Niyeti güzel, hedefi cennet olmalıdır. Birkaç günlük beraberlik için nikâh kıyılmaz, yuva kurulmaz. Ailede niyet ebediyen beraberliktir. Hedef kendisini, ailesini ve yavrularını ateşten korumaktır. Anne ve babanın tek derdi bu olmalıdır. Bunun yolu da edeptir. Edep, herkes için, en kalıcı sermaye, en süslü elbise, en güzel hediye, en kazançlı miras ve en emniyetli makamdır. Edep, sevgiyle Cenâb-ı Hakk'ın davetine uyup cennet rehberi Hz. Muhammed'e tâbi olmaktır.[11] Aile, karşılıklı sevgi ve saygı esasına dayanan, hak ve sorumluluklarının bilincinde olan mutlu bir yuvanın oluşturulmasını hedeflemiştir.[12] Atalarımız, "Gönül sevince samanlık seyran olur" demişlerdir. Ailedeki mutluluğun şifresi; rıza, vefa, sevgi ve sabırdır, diyor bir âlim. Önce şunu bilelim Evlenen iki kişi birbirinin nasibidir. Bu nasip, Allah'ın ilminde kesinleşmiş bir takdirdir. Bu nasibe razı olmak imanın gereğidir. Ona helâlinden ulaşmak farz olduğu gibi, ulaşınca hakkını korumak da farzdır. Hayırlı eş Allah'ın kuluna özel bir ikramıdır, hayırsız eş ise dünyanın en ağır imtihanıdır. Ailemizin saadeti onu acısıyla birlikte kabul etmeye bağlıdır. Bu işin temeli de rızadır. Ailede mutlu olmak için karı kocanın birbirlerinin her şeyinden hoşlanması gerekmez. Koca hanımının bir huyundan veya durumundan hoşlanmadığı zaman onu hemen gözden ve gönülden çıkarmamalıdır. Kadının kocasına karşı durumu da aynıdır. Kim bilir nefsimizin hoşlanmadığı o durum içinde nice saklı hayırlar vardır. Bu, ileride gözükecektir. Sabredilirse anlaşılır. [13] Evlilik bir emanettir. Evlilik bir âriyettir. Evlilik bir rıza pazarıdır. Başta kurduğumuz mukaveleyi sonuna kadar rıza ile götürmeye mecburuz. Böyle olmazsa dede olarak sakal ağartmak, baba olarak ömür tüketmek kifayet etmez. Yuvada görülen stres, sıkıntı ve gönül darlığı anlayışsız eşlerin çirkin fiillerinin meyvesidir. Bir Büyüğümüz bir sözünde, "Cennet kadınlarının en güzeli insanın evlendiği karısı olacak. Hatta kişinin hanımı cennet hûrilerden daha güzel olacak" demiştir.[14] Aile, bir taraftan imtihan diğer yandan terbiye ve terakki sebebidir.[15] Allah için yapılan bir evlilikte her şey rahmet ve sevap sebebi olur. Aile, Allah'ın emanetidir. Bu emaneti taşırken çekilen zahmetler boşa gitmez. Anne ve baba yuvanın yükünü taşıyıp sorumluluklarını yerine getirmekle ibadet yapmış ve sevap kazanmış olurlar. Resûlullah idarecilere ve ailelere bu sorumluluklarını şöyle hatırlatmıştır “Dikkat edin, hepiniz birer çobansınız ve hepiniz korumakla görevli olduğunuz şeylerden sorumlusunuz. İdareci halkından, erkek ailesinden, kadın kocasının evinden, hizmetçi, efendisinin malından, kısaca herkes üstlendiği şeylerden Allah'a karşı sorumludur.”[16] Aile yükü taşınırken helâlinden çalışmak, kazanmak, harcamak, hatta eşi ve çocukları ile oynamak birer hayır çeşididir. Bu konuda Resûlullah şu müjdeyi vermiştir “Kişinin ailesi için yaptığı her harcama kendisi için sadakadır. Muhakkak ki kişi hanımının ağzına koyduğu bir lokma için dahi sevap kazanır.”[17] Arkadaşları ile bir savaşta bulunan Abdullah b. Mübârek rah onlara, "Bizim yaptığımız şu savaştan daha üstün bir savaşı biliyor musunuz?" diye sordu, arkadaşları, "Hayır, bilmiyoruz" dediler. Abdullah, "Ben biliyorum" dedi. Arkadaşları, "Nedir o?" diye sorduklarında Abdullah b. Mübârek rah şu cevabı verdi "İffetli ve edepli, çoluk çocuk sahibi bir müminin geceleyin kalkar, çocuklarına bakar, uykuda olan çocuklarının üstünün açılmış olduğunu görür ve onları elbisesi ile örter. İşte bu kişinin yaptığı, bizim şu anda içinde bulunduğumuz amelden daha hayırlı ve üstündür."[18] Şu hadis-i şerifler bütün aile reislerine müjde vermektedir “Kulun günahları çoğaldığı vakit, günahlarına kefâret olması için yüce Allah onu geçim darlığına düşürür.”[19] “Günahlar içinde öyleleri vardır ki, onları ancak geçim için çekilen sıkıntılar temizler.”[20] "Kimin üç kızı veya üç kız kardeşi bulunur da onlarla güzel geçinir, onlar hakkında Allah'tan korkarak gerekeni yaparsa mutlaka cennete girer. İki kızı veya iki kız kardeşi olan için de durum aynıdır."[21] [22] Ailedeki mutlulukta rıza ve vefa çok önemlidir. Ailesine razı olan rahat eder, vefa gösterenleri yüce Allah mükâfatlandırır. Bir olaya sadece nefisle değil, aynı zamanda vicdan, akıl, insaf ve sevgiyle de bakmalıdır. Sevdiğimizi kusuru ile kabul etmek mutluluk için ilk adımdır. Ayrıca onun yükünü çekmek, sıkıntısına sabretmek, hatasını affetmek, onun için hayır dua etmek iyi geçim için vazgeçilmez şeylerdir. Aslında sevginin zevki de bu çile içinde gizlidir. Bir ailenin çok basit tartışmalardan dolayı birbirine kızıp küserek hemen boşanmayı düşünmeleri doğru değildir. Bu konuda yüce Allah bütün aile reislerini şöyle uyarmaktadır "Kadınlarınızla iyi geçinin. Eğer onlardan hoşlanmazsanız hemen boşamaya gitmeyin, sabredin ve şunu bilin sizin hoşlanmadığınız bir şeyde Allah pek çok hayır yaratır. "[23] Aynı şeyler kadından da istenir. Kusursuz dost arayan kimse yalnız kalır. Kusursuz insan nerede? Bir kimsenin iyi hali kötü halinden daha fazla ise o kimse iyi insan kabul edilir ve kusurları affedilir. Yeter ki bu kusurlar Allah'a şirk koşmak ve namusunu kirletmek gibi kusur ve günahlardan olmasın. Bu konuda Rahmet Peygamberimiz aile reislerine şu inceliği hatırlatmıştır "Kadın aslı itibariyle farklı yapıda yaratılmıştır, onu sürekli aynı halde tutamazsın. Onunla bulunduğu o halde geçinmeye bak. Yoksa onu istediğim gibi dosdoğru yapayım dersen kırarsın. Onun kırılması boşamaktır.”[24] Haksız ve gereksiz yere boşamak ise yüce Allah'ın hiç sevmeyip gazap ettiği bir iştir. Diğer hadiste şöyle buyrulur "Mümin erkek bir kusurundan dolayı hemen hanımına kızmasın. Onun bir huyundan hoşlanmazsa hoşlanacağı ve razı olacağı başka bir huyu vardır, ona baksın.”[25] En geçimsiz insanda bile hoşa gidecek bir taraf bulunur. Kadın veya erkek birbirinin önce iyi taraflarını düşünmelidir. İyi yönüne şükretmeli, kötü yönünü ise sabredip idare yoluna gitmelidir. Eğer bir kadın namus kusuru işlemiyorsa, onun diğer davranış bozukluklarına sabredilmelidir. Sabır ve idare ahlâkına sahip olan kimse, hem emanetine aldığı ailesine iyi davranıp sevap alır hem de çilenin içindeki huzuru yakalamış olur. 0 Benim İçin Bir Servetti Bir Hak dostunun hanımı oldukça sert, geçimsiz ve sevimsizdi. Kocasına her gün dili ve haliyle sanki cehennem azabı çektiriyordu. Bu zat ise onun her haline sabrediyor, nefsini sabra alıştırıyor, bu ateşin içinde her gün pişiyordu. Güzel ahlâkı elde etmek için bunu bir fırsat görüyordu. Bunun için onu boşamayı hiç düşünmüyordu. Bu zatı tanıyan dostları onun durumuna çok üzülüyordu. Kadına hiçbir nasihat fayda vermiyordu. Öyle oldu ki bu zata acıyan bazıları kadının ölümü için dua etmeye başladılar. Bir gün kadının eceli geldi, öldü. Kocasının dostları o günü bayram ilân ettiler. Kadını bir an evvel toprağa verdikten sonra sevinerek kocasının yanına geldiler; ona, "Efendim, biz size taziyeye değil, tebrik etmeye geldik; gözünüz aydın olsun, kurtuldunuz!" dediler. Allah dostu sakin ve düşünceliydi. Yüzünde bir sevinç izi yoktu. Aksine değerli bir şeyini kaybetmiş gibi üzüntülüydü. Bunun sebebini şöyle açıkladı "Ben bugün gerçekten çok üzgünüm. Bu kadın benim için bir servetti. Ben onun kötü huylarına sabrederek yüce Rabbim'in razı olacağı güzel ahlâkları elde ediyordum; böylece pek çok sevap ve mânevî derece kazanıyordum. Ne yazık ki şimdi bu servetim toprağa gömüldü, böyle bir kâr kapısı kapandı!" Demek ki mutlu olmanın yolu çoktur. İnsan biraz işlerin sonunu düşünse, biraz geniş olsa, biraz da aklını ve gönlünü kullansa çok şeyin üstesinden gelir. Her Şey Para ve Güzellik Değildir Bu dünyada tek mutluluk sebebi para veya güzellik değildir. Hanımı güzel, kocası zengin olan bütün ailelerin mutlu oldukları düşünülmesin. Sırf güzellik ve zenginlik saadet için yetmez. Hatta bunlar çoğu zaman aile için saadet yerine felâket sebebi olmaktadır. Bunun için Allah Resûlü yuva kuracak gençlere, mutluluk için dindar, akıllı ve dengeli kadını tercih etmelerini tavsiye etmiş; bazen güzelliğin, zenginliğin ve nesebin âfet sebebi olacağını hatırlatmıştır.[26] Hanbelî mezhebinin imamı Ahmed b. Hanbel rah, iki tane kızı olan bir aileye kız istemeye gitmişti. Kızların biri çok güzeldi, diğerinin ise bir gözü kördü. Ahmed b. Hanbel, "Hangisi daha akıllıdır?" diye sordu; bir gözü olmayanın daha akıllı olduğunu söylediler. Büyük âlim, "Beni onunla evlendiriniz, ben onu tercih ediyorum" dedi.[27] Tarihte güzelliğin veya paranın şımarttığı insan pek çoktur. Ruh doktorları hastalarının çoğunluğunu zenginlerin ve güzel kadınların oluşturduğunu söylüyorlar. Nesebi, itibarı, mesleği ve güzelliği ile kocasının başını sıkıntıya sokan kadınlar da az değildir. Bekâr bir gencin şu sözleri hayret vericidir "Ben yüzü çirkin fakat ahlâkı güzel bir kadınla evlenmek istiyorum. Yüzü öyle çirkin olsun ki benden başka kimse onun yüzüne bakmasın; bakan da zevk almasın. Çünkü tanıdıklarımdan birinin yüzü güzel fakat ahlâkı bozuk, şımarık, süsüne ve gezmeye düşkün bir karısı var; başına bela oldu. Adam onu ne terk edebiliyor ne de tedavi. Sık sık şöyle yakınıyor Ne yapacağımı şaşırdım vallahi! Tek çare olarak ölümü görüyorum. İkimizden biri ölse de kurtulsam şu belâdan!" Allah korusun, nefis haramlarda huzur aramaya başlayınca, ailede ne vefa kalır ne de safa. Özü gibi yüzü de güzel, gönlü gibi dili de tatlı, mâneviyatı gibi maddiyatı da zengin olan fakat asla kul olduğunu unutmayan edep timsali nice erkek ve kadınlar da vardır. Onlar herkes için sevgi ve edepte rehber insanlardır. Müslümanların yüz akıdır. Mutluluk cefada gizli, vefada saklı bir mânevi safadır. Mutluluk edepli olmaktır. Bunun ölçüsü, edep peygamberi Hz. Muhammed'e uymaktır. Mutluluk, Cenâb-ı Hakk'ı ve halkı razı ederek sevinmektir. Mutluluk, sevdiklerimizi sevindirerek huzur bulmaktır. Mutluluk, nefsimizle birlikte ruhumuzu da sevindirmektir. Mutluluk, cennete giden yolu seçmektir.[28] İnsanların en hayırlısı, aile çevresine en hayırlı davranan kimsedir. Resulü Ekrem [sallallahu aleyhi ve sellem]; “Ey ümmetim! Kadınlara iyilikle muamele etmenizi tavsiye ederim. Çünkü onlar Allah’ın emaneti olarak size verildiler.” buyurmuştur. [29] Aile reisi olan erkek yüce Allah'a karşı sorumludur. Onun ailesine güzel davranması farzdır. Zulüm haramdır. Bunun için kadınlarla güzel geçinmelidir. Onlardan gelecek sıkıntılara katlanmalıdır. Kadınların tabiatı bunu gerektirmektedir. Böyle davranmakla kişi onlara merhamet etmiş olur. Bu konuda yüce Allah, "Hanımlarınızla iyi geçinin"[30] buyurmuştur. Diğer bir âyette onların hakkını yücelterek, şöyle buyurmuştur "Onlar kadınlar sizden sağlam bir söz almışlardı. "[31] Başka bir âyette de, "... Ve yanınızdaki arkadaşa iyilikte bulunun...”[32] buyurmaktadır. Müfessirlerden bazıları, “yanınızdaki arkadaş" ifadesiyle kastedilen kimsenin evdeki hanım olduğunu söylemişlerdir.[33] Hz. Peygamber'in vefatından önce ashabına tavsiyede bulunduğu ve sesi kısılıncaya kadar tekrar ettiği üç tavsiye arasında kadınlara iyi davranma konusu da vardı. Resûlullah şöyle buyurmuştur "Namaza dikkat edin, aman namaza dikkat edin. Elinizin altında bulunanlara güçlerinden fazla yük yüklemeyin. "[34] "Kadınlarınız hakkında Allah'tan korkun! Onlar sizin yanınızda bir emanettir. " [35] "Siz onları yüce Allah'ın emaneti olarak aldınız ve Allah'ın emri ve izni ile namuslarını kendinize helâl kıldınız."[36] Hanımla iyi geçinmek demek sadece ona eziyet etmemek değildir. Bilakis hanımdan gelecek eziyetlere de katlanmak demektir. İyi geçinmek, hanım öfkelenip kendini kaybettiğinde, akıllı olmak, ağır davranmak ve sabretmektir. Irz ve namus, iman gibi değerlidir. Onlar bir erkeğe verilmiş en büyük, en kutsal emanetlerdir. Onları korumak için gerekirse can verilir. Bu bir mertlik ve şehitliktir. Edep Peygamberimiz yüce Allah'ın kıyamet günü şu üç kimseye rahmet nazarı ile bakmayacağını ve onları cennete koymayacağını haber vermiştir 1. Anne babasına haksız yere isyan eden ve onların hakkını çiğneyen kimse. 2. Hanımını yabancılardan kıskanmayan onun haram iş ve ilişkilerinden zevk alan erkek deyyus. 3. Kılık, kıyafet, hal ve hareketleri ile erkeklere benzemeye çalışan kadın. Bu kimseler tövbe etmeden ölürlerse sonuç budur. Ancak kul kusurunu anlar ve tövbe ederse, rahmete ve cennete yönelmiş olur.[37] Güzel Geçinme Güzel Ahlaktır Güzel geçimin başladığı nokta gönüldür. Gönlün gıdası sevgidir. Sevginin kaynağı yüce Allah'tır. Dâimî huzur yüce Allah iledir. Gerçekten Allah'a yönelmiş, ilâhî aşktan bir derece tatmış, maddenin ötesinde bir âlemin olduğunu anlayıp ona kalbini açmış bir insanla geçinmek çok kolaydır; çünkü bu insanın derdi Allah'tır, huzuru Hak iledir. Hep "ben" diyende huzur olmaz, "ben haklıyım" diyenle hak bulunmaz. Güzel geçim güzel ahlâktır. Güzel ahlâkın temeli tevazudur. Tevazu, ailede, işte, cemiyette ve her yerde güzel geçim için vazgeçilmez bir ahlâktır. O elde edilmeden gerçek huzur bulunmaz. Tevazu, yüce Allah'ın azameti karşısında iki büklüm olup, nefsini hiç bilmek, kulluktaki kusurlarını görüp kendi haline üzülmektir. Kusuru kendisinde arayan kimse, hem kusurunu kolay bulur hem de karşısındakine karşı edepli olur. Niyeti doğruyu bulmak olana yüce Allah yardım eder, sabır verir, anlayışını açar, kalbini genişletir, nefsinin sertliğini giderir, şeytanın hilesini gösterir, Hakk'ı sevdirir, haklıyı buldurur. Böylece hayat güzel olur. Bencil ve kibirli bir aile, ne yaparsa yapsın huzuru bulamaz. Yüce Yaratıcı'sının hükmü karşısında saygı ile eğilmeyen baş kibirlidir. Kibirli kimse katı olur. Kibirli kimse ince bir aşkla sevmeyi bilmez, incelip de bir gönle giremez. Böyle biri düşmanıyla değil, dostuyla bile geçinemez; ta tövbe edip gerçek tevazuyu elde edene kadar... Aşağıdaki örnek İslâm'ın nuru ile terbiye olan sert bir insanın nasıl inceldiğini göstermektedir Hanımın Hatasını Hizmetine Bağışla Hz. Ömer devrinde bir adam hanımı ile arada bir ağız kavgası edip çekişiyordu. Adam hanımına laf anlatamayınca bunalmış, halifeden yardım ve akıl istemek için evine gelmişti. Evin kapısını çalmak için yaklaştığında içeriden bir kadının yüksek sesle konuştuğunu duydu. Biraz dikkat edince, bunun Hz. Ömer'in hanımı olduğunu anladı. Baktı ki Hz. Ömer de aynı durumda. Adam şaşırdı; koca halife, kendisine karşı sesini yükselten hanımını sükûnetle dinliyordu. Kapıyı hiç çalmadan hemen geri döndü. O sırada Hz. Ömer birinin kapıya doğru geldiğini fark etmişti. Gelen kimsenin kapıyı çalmadan geri döndüğünü görünce, hemen arkasından çıkıp adamı geri çağırdı ve ne için geldiğini, niçin geri döndüğünü sordu. Adam, “Yâ Ömer, bir derdim vardı, size akıl danışmaya gelmiştim; fakat gördüm ki siz de aynı dert içindesiniz. Onun için rahatsız etmek istemedim!"dedi Hz. Ömer "Derdin neydi?" diye sordu. Adam, "Hanımım, bazen bana karşı evde yüksek sesle konuşuyor, sözlerime sertçe karşılık veriyor, canımı sıkıyor. Gördüm ki bu durum sizin evde de oluyor" dedi. O zaman Hz. Ömer adamı bir kenara çekerek ona, "Bak, hanımların kocaları üzerinde pek çok hizmeti ve hakkı vardır. Bunun için onlara tahammül etmeliyiz. Onlar bizim evimizi beklerler. Ekmek ve yemeğimizi pişirirler. Çocuklarımızı emzirirler. Elbise ve evimizi temizlerler. Nefsimizi teskin eder ve bizi harama düşmekten korurlar. Ben bana bu kadar hizmeti dokunan bir kadına niçin tahammül etmeyeyim" dedi. Bunları bir halifeden dinleyen adam, biraz düşündü ve, "Benim eşim de aynı hizmetleri görüyor" deli. O zaman Hz. Ömer "Kardeşim, hanımının sıkıntısına tahammül göster. Dünya hayatı çok kısadır, gelir geçer" dedi.[38] Hak adına yeri gelince demir gibi sert olan Hz. Ömer yine Hak hatırına yeri gelince kadife gibi yumuşak olabilmekteydi. Onun tek derdi Hakk'ın hatırını korumaktı. İşte tevazu denen şey budur. İnsan halka gösterdiği tevazu kadar Hak katında yücelir. Güzel Geçinme Bir Sanattır Asıl güzel geçim, kötü ve aksi insanla olur. Güzel huylu kimse ile hoş geçinmek kolaydır; buna gerçek manada güzel geçim denmez. Ailemiz ahlâkımızı yansıtan bir aynadır. Herkes kendisini en iyi bu aynada görür. Ailede yapmacık olmaz, gizli huylar saklanmaz; içimizde ne varsa dışarıya o çıkar. Bir kadının en güzel şahidi kocasıdır; kocanın da şahidi hanımıdır. Herkes kendisini ailesine karşı davranışları ile tanımalı, nefsinin huylarını bu ortamda tespit etmeli ve yanlışını tedaviye çalışmalıdır. Bunun için Allah dostları kendilerindeki ahlâkı görmek, ölçmek ve geliştirmek için yanlarında kötü davranışlı bazı insanların bulunmasına razı olurlar, bunu bir fırsat bilirler ve ondan istifade ederlerdi. Velilerden Yahya b. Ziyâd'ın rah, kötü huylu bir kölesi vardı. Bir gün kendisine, "Bu kötü huylu köleyi niçin yanında tutuyorsun; onu sat da kurtul. Sen bunu bedava vermiş olsan yine kazançlı olursun" dediklerinde, o büyük zat şöyle demiştir "Hayır, onu satmayacağım, ben onun kötü huylarına sabrederek geniş olmaya ve yumuşak davranmaya alışıyorum."[39] Lokman Hekim'e "Sen bu güzel ahlâkı kimden öğrendin?" diye sormuşlar, o da şu cevabı vermiş "Kötü ahlâklı kimselerden öğrendim; onlarda gördüğüm kötü işleri ben terk ettim; böylece güzel ahlakı elde ettim." Güzel ahlâk dünyanın en büyük servetidir. Ona sahip olan kimse öyle mutlu olur ki artık bu kimsenin huzurunu kimse bozamaz. Çünkü o, yüce Allah ile huzuru bulmuştur ve herkese huzur verir. Allah ile huzur bulanlar öyle bir kuvvet ve kabiliyet kazanır ki artık kendisini sevmeyeni bile sever, ona gelmeyene gider, haksızlık edeni affeder, vermeyene verir. Sertlik gösterene gülümser. Kendisine cahilce davranan kimseye hiç bulaşmaz, ona acır ve "kal selâmetle" deyip yoluna devam eder. Mümin her işte kendi ahlâkını kontrol etmelidir. O, kendisine nasıl davranıldığına değil, kendisinin nasıl davrandığına bakmalıdır. Ona karşı hanımı, çocuğu, komşusu, iş arkadaşı bir kusur yapsa ilk sorusu şu olmalıdır "Ben yüce Rabbim'e karşı ne kusur işledim ki bana karşı bu kusur işlendi. Acaba, bunun başıma gelmesinde benim bir kusurum var mıdır?" Evet, akıllı ve adaletli kimseler böyle düşünür. Kendisinde bir kusur bulursa onu terk eder ve Allah'tan affını ister. Sonra karşısındaki kimsenin kusuru için bir mazeret arar. Mazeret bulursa onu affeder, bulamazsa kendisini güzel bir şekilde uyarır; kusurunu anlaması için yardımcı olur. Böyle bir kimsenin kızması da sevmesi gibi fayda verir, insanı kötülükten kurtarır. İşte bu ahlâka sahip olan bir kadın veya erkek, hayatının her anını huzur içinde ve hayır üzere geçirir. Böyle bir kalbi ve ince edebi elde etmek için ne yapılsa azdır. Rehbere gitmeden iş çok zordur. Güzel Geçinmenin Sırrı Büyük velî imam Şa'rânî güzel geçimin sırrını şöyle açıklar "Mümin kardeşim! Eğer sen hanımının doğru, güzel huylu ve ahlâklı olmasını istiyorsan, kendin yüce Allah'a karşı doğru olmaya bak. Birçok insan bunu bilmediklerinden kendi nefislerinin huylarına bakmadan hanımının ahlâkından şikâyet etmektedir. Eğer bu inceliği bilmiş olsalardı önce kendi kusurlarına bakar, onları düzeltirlerdi ve böylece hanımlarının kötü ahlâkı da kendiliğinden düzelmiş olurdu. Allah kendisinden razı olsun, ben bu durumu kendi ailem üzerinde çok denedim. Ben ne zaman açık veya gizli bir kusur işlesem bunun hemen onda bir yansımasını görürdüm. Hâlbuki o gerçekte güzel ahlâklı bir kadındı. Ancak ben değişince o da elinde olmadan değişiyordu. Buna çok defa şahit oldum. Bunun için hanımımda sevmediğim bir hareket görsem hemen kendimi kontrol ederdim. Onun benim yüzümden değiştiğini düşünürdüm. Ben kendime çeki düzen verince onun da kendiliğinden düzeldiğini görürdüm."[40] Kusurumu Ailemde Seyrediyorum Fudayl b. iyâz demiştir ki "Ben yüce Allah'a karşı bir kusur işlediğim zaman, bunun sonucunu bineğimde, hizmetçimde ve hanımımda görürdüm. Onların bana karşı tavrı değişir, huyları sertleşirdi. Ben bunu anlar, pişman olur, hemen tövbe ve istiğfar ederdim. Onların da kötü huyu yok olurdu. Ben bundan tövbemin kabul edildiğini anlardım. Çok defa da tövbe edip pişmanlık duyduğum halde bineğimin huysuzluğu, hizmetçi ve hanımımın itaatsizliği devam ederdi. Ben bundan tövbemin kabul edilmediğini anlar, daha dikkatli olurdum ."[41] [42] Aile reisi, ailesinin rızık ve geçimini düşündüğü kadar, ilmi ve edebini düşünmekle de yükümlüdür. Evlenmek, bir insanlık görevidir. Bütün peygamberlerin sünneti ile amel etmektir. Edep üzere kurulan bir yuva, insanın şahsına, ailesine ve bütün insanlığa bir hizmettir. Yüce Allah cemiyette herkesi insanlığın ve aile yuvasının bir işinden sorumlu tutmuştur. Resûlullah Efendimiz kimin neden sorumlu olduğunu şöyle belirtmiştir "Hepiniz birer çobansınız; hepiniz sorumluluğunuz altındaki şeylerden sorumlusunuz. İdareciler, yönettikleri halktan sorumludur. Koca, ailesinin himaye ve terbiyesinden sorumludur. Kadın, kocasının evinden onun şeref ve nesebini korumaktan sorumludur. Hizmetçi ailenin malından sorumludur. Kısaca herkes üstlendiği şeylerden sorumludur."[43] Edep üzere kurulan ailede iki türlü hayat vardır Biri mânevî hayattır. Bu, kalbin uyanması ve Allah'a yönelmesidir. Bunun meyvesi âhirette cennet nimetleridir. Çünkü insan evlilik ile yuvada bir huzur bulur ve tat alır. Bu tadın hiç bitmemesini ister. Bu ise dünyada mümkün değildir. Ebedî tadın yeri âhirette cennettir. Kendisi seven ve ailesini düşünen kimse, dünya tadıyla yetinmeyip cennete yönelir. Oraya girebilmenin yolu iman, ibadet ve güzel ahlâktır. Bu durumda kul, kendisini cennet nimetlerine götürecek imana yapışır, ibadetlere yönelir, güzel ahlâka sarılır. Aile bunun sebebi olur. Evliliğin insana faydası sadece bu olsaydı, yine içine girmeye ve zahmetini çekmeye değerdi. Aile ile bulunan diğer hayat, yeni nesil kazanmaktır. Nesil insanın bir şekilde kendi varlığını devam ettirmesidir. Nesil, mali değil mânevî değerleri korumak, taşımak ve yaymak için lâzımdır.[44] Evlenmekten murat, ümmetin çokluğu, İslâm'ın yayılmasıdır. Bir evlilik ki yalnız şehveti tatmin için olursa onda bir sevap yoktur. O evlilik İslâm'ı çoğaltma, beşeriyete selâmet ve ahlâk-ı ilâhîyi yaymak içinse onda baştan sona sevap olur. Evliliğini bu niyetle yapanın ailesi için çalışması, yemesi, içmesi, konuşması sevap olur. Âdemoğlu öldüğü zaman amel defteri dürülür. Ancak geride salih bir evlat bırakmışsa o kimsenin amel defteri kapanmaz. Defterine sevap yazılmaya devam eder. Bir evlat ki babasına, anasına, atalarına dua eder, bu dua nurdan tabaklarla ölülere arz olunur. İyi nasihat, güzel örnekler, ulemâ-i izâmın hayırlı nasihatleri insanları tövbekâr eder. Eğer sen anne baba olarak çocuğuna akıl bâliğ olana kadar İslâmî terbiyenin gereklerini öğrettiysen sorumluluğunu yerine getirmiş olursun. Onun günahlarının vebali kendi boynunadır. Bu, yüce kitabımız Kur'ân-ı Kerîm'deki, "Herkes günahı yalnız kendi aleyhine kazanır. Hiçbir günahkâr başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez" En'âm 6/164 âyet-i celîlesi ile sabittir. Ancak bir şart var ki o da ergenlik çağına kadar çocuğuna gerekli tedrisatı öğretmendir. Bunu yapmak anne baba üzerine görevdir. Anne babalar çocuklarına gerekli bütün İslâmî terbiyeyi verdikleri zaman mesuliyetten kurtulurlar. Kız olsun erkek olsun bütün çocuklar yedi yaşına geldikleri zaman namaza başlatılır. Erkekler on, kızlar dokuz yaşına girdiği zaman farz olmuş gibi namazlara devam ettirilir. Yine bu yaşlarda çocuklar oruçlarını tam olarak tutar, haramları helâlleri öğrenirler. Dinî farziyetler kendilerine öğretilir. Onlara ana, baba, komşu hakları belletilir. Eğer anne baba, çocuklarına akıl baliğ olana kadar helâl lokma yedirip namazlarını kılmayı, oruçlarını tutmayı öğrettiyse, ayrıca erkek çocuğunun helâlinden rızık kazanmasını sağlayıp çocuklarının hayırlı bir eşle yuvasını kurduysa görevini yapmıştır demektir. Çocuğun yirmi yaşına geldiği halde ona namazı, orucu, helâli, haramı öğretmediysen bu çocuğun idraki, anlayışı elbette eksik olur. Evlat yetiştirmek yalnız dünya rızkını kazanmada çocuğunu maharet sahibi yapmak değildir. Evladına iyi bir meslek edindirmek, olabildiğince geniş maddi imkânlar sağlamak baba olmanın asıl vazifesi değildir.[45] Hazırlayan Gültekin KARA [1] Sohbet Alt Başlığı [2] S. M. Saki Erol, Aile Toplumun Direğidir, Semerkand Dergisi, Ekim, 1999. [3] EROL, Aile Saadeti, [4] Sohbet Alt Başlığı [5] S. M. Saki EROL, Aile Toplumun Direğidir, Semerkand Dergisi, Ekim, 1999. [6] Furkan 25/74. [7] Saki EROL, Aile Saadeti, [8] Sohbet Alt Başlığı [9] S. M. Saki EROL, Aile Toplumun Direğidir, Semerkand Dergisi, Ekim, 1999. [10] Müslim, Tevbe, 19-20; İbn Mâce, Zühd, 35; Ahmed, Müsned, 2/434; 3/55. [11] Saki EROL, Aile Saadeti, [12] Sohbet Alt Başlığı [13] Saki EROL, Aile Saadeti, [14] Mehmet ILDIRAR, Ailede Saklı Cennet, [15] Sohbet Alt Başlığı [16] Buhârî, Ahkâm, 1; Nikâh, 81, 90; Müslim, İmâret 20 nr. 1829; Tirmizî, Cihâd, 27 nr. 1705; Ebû Davud, İmâret, 1 nr. 2928. Buhârî, Ahkâm, 1; Nikâh, 81, 90; Müslim, İmâret 20 nr. 1829; Tirmizî, Cihâd, 27 nr. 1705; Ebû Davud, İmâret, 1 nr. 2928. [17] Buhârî, Cenâiz, 37, Nafakât, 1, Feraiz, 6; Müslim, Vesâyâ, 5; Ebû Davud, Vesâyâ, 2; Tirmizî, Vesâyâ, 1; Nesâî, Vesâyâ, 3. [18] Gazâlî, İhyâ, 41; Zebîdî, İthafü's-Sâde, 6/67. [19] Ahmed, Müsned, 6/157; Bezzâr, Müsned, nr. 3260, Heysemî, ez-Zevâid, 3/291; Hatîb Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, Ahmed, Müsned, 6/157; Bezzâr, Müsned, nr. 3260, Heysemî, ez-Zevâid, 3/291; Hatîb Tebrîzî, Mişkâtü'l-Mesâbîh, [20] Taberânî, el-Evsat, Nuaym, Hilye, 6/335; Müttakî-i Hindî, Kenzü’l-Ummâl, Heysemî, ez-Zevâid, nr. 6239. [21] Ebû Davud, Edeb, 121; Tirmizî, Birr, 13. Ebû Davud, Edeb, 121; Tirmizî, Birr, 13. [22] Dilaver Selvi, Delil ve Örnekleriyle Temel Aile İlmihali. [23] Nisâ 4/19. [24] Buhârî, Nikâh, 79; Müslim, Radâ', 59; Tirmizî, Talâk, 12;ibn Hibbân, Sahîh, nr. 4179; Ahmed, Müsned, 2/449. Buhârî, Nikâh, 79; Müslim, Radâ', 59; Tirmizî, Talâk, 12;ibn Hibbân, Sahîh, nr. 4179; Ahmed, Müsned, 2/449. [25] Müslim, Radâ', 61; Begavî, Mesâbîhus-Sünne, nr. 2417; Münzirî, et-Tergîb, nr. 2882. [26] bk. Bezzâr, Müsned, nr. 1404; Taberànî, et-Kebîr, 18/38- 39; Heysemî, Mecmauz-Zevâid, 4/255. bk. Bezzâr, Müsned, nr. 1404; Taberànî, et-Kebîr, 18/38- 39; Heysemî, Mecmauz-Zevâid, 4/255. [27] Ebû Tâlib el-MekkÎ, Kalplerin Azığı Kutü'I-Kulûb, 4/448 38 İstanbul Semerkand, 2003. [28] Saki EROL, Aile Saadeti, [29] Sohbet Alt Başlığı [30] Nisâ 4/19, [31] Nisâ 4/21. [32] Nisâ 4/36. [33] Kurtubî, el-Câmi, 5/165. [34] Ebû Davud, Edeb, 123; ibn Mâce, Vesâyâ, 1, Cenâiz, 64. [35] Nesâî, es-Sünenü'I-Kübrâ, nr. 7097. [36] Müslim, Hac, 148. [37] Saki EROL, Aile Saadeti, [38] Bk. Zehebi, el-Kebâir, s. 179. [39] Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, s. 471 İstanbul Semerkand, 2004. [40] Şa'rânî, Levâkihul-Envâril-Kudsiyye, s. 333 Halep 1993; el-Uhudü'I-Kübrâ, s. 402 Istanbul Bedir, 1982. [41] Şa'rànî, s. 333. [42] Saki EROL, Aile Saadeti, [43] Buhâri, Ahkâm, 1; Müslim, imâre, 20; Ebû Davud, imâre, 1,13; Tirmizî, Cihâd, 27; Ahmed, Müsned, 2/5, 54, 55; ibn Hibbân, Sahîh, nr. 4491. [44] Saki EROL, Aile Saadeti, [45] Mehmet ILDIRAR, Ailede Saklı Cennet, Hediyem Kur'anDİB Namaz PortalıTDV BağışKurbanDiyanete sor “Ey iman edenler Allah’dan korunmanız gerektiği gibi korunun ve müslümanlar olarak ölün.”Al-i İmran 3/102 Ebu Hureyre şöyle bildirmiştir Zenginlerin davet edilip de fakirlerin çağrılmadığı düğün yemeği, ne kötü bir yemektir! Her kim özürsüz olarak davete gitmezse, muhakkak Allah'a ve Resulüne isyan etmiş olur. Sahih-i Müslim'deki hadis numarası 2585 Sekerat Halindeki Kişinin Okuyacağı DuaAllah'tan başka ilâh yoktur. Şüphesiz ölümün şiddetleri, sadmeleri vardır. Allahım, beni bağışla, bana merhamet et ve beni Yüce Dost'a ölümün sıkıntılarına ve şiddetlerine karşı bana yardım et. Sayfa oluşturulma süresi saniye 12,205,434 Tekil Ziyaretçi Copyright © 2012 islamda Hayat Sitemizdeki Vaaz, Hutbe ve Yazılar kaynak göstermek şartı önceden izin Almadan Ticari Amaçlar Dışında Kullanmak Serbestir. Tüm Bilgiler Ümmete Vakıftır copyright © 2002 - 2022 Düğün Adabı Vaazıİçindekiler1 Düğün Adabı Hz Ali ve Fatıma’nın Düğün Evlilik Dünürlük Dua ve güzel temennide Düğün Harcamalarda ölçülü Gençlere destek Helal dairesinde Düğün yemeğinin Düğün yapan çifte hayır duada bulunmak Düğün adabı vaazı İslama göre düğünlerimiz nasıl olmalıdır, sünnete uygun evlilik merasimi ne şekilde icra edilir? Bu konuların hepsi düğün adabı vaazı içinde anlatılıyor. Hz Ali ve Fatıma’nın Düğünü Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicretlerinin ikinci yılında, Bedir Savaşı’ndan kısa bir müddet sonra sevgili kızı Fâtıma’yla, amcasının oğlu Ali’yi evlendirdi. Fâtıma o günlerde yaklaşık on altı veya on sekiz yaşında idi. Düğün hazırlıklarına başlandı. Resûl-i Ekrem, Hz. Âişe ve Hz. Ümmü Seleme’yi yanına çağırarak onlardan kızı Fâtıma’yı gelin olarak hazırlayıp Ali’nin odasına götürmelerini istedi. Bunun üzerine onlar, Hz. Ali’nin odasına gittiler. Mekke ile Mina arasında bir yer olan Bathâ taraflarından getirilen yumuşak toprağı odaya yaydılar. Düğün hazırlıklarının devamını bu iki annemiz şöyle anlatıyor “Sonra ellerimizle iki yastık doldurduk ve yumuşak olması için de yastıkları kabarttık. Daha sonra düğün ikramı olarak misafirlere kuru hurma ve kuru üzüm ile şerbet ikram ettik. Sonra üstüne elbise atılacak ve su kabı asılacak bir ağaç parçasını getirip odanın bir kenarına koyduk.” O gün Hz. Fâtıma’nın çeyizi de, bir parça kadife, su tulumu ve içi güzel kokulu ızhır otuyla doldurulmuş bir yastıktan ibaretti.[1] Hz. Fâtıma’nın düğünü sade ve mutevazı bir düğündü. Mehri, çeyizi, düğün yemeği sade idi. Düğün merasimi de sade idi. Buna karşın Peygamber kızının düğününe şahit olan Hz. Âişe ve Ümmü Seleme validelerimiz, “Biz, Fâtıma’nın düğününden daha güzel bir düğün görmedik.” demişlerdi.[2] Toplumdan topluma, kültürden kültüre farklılık gösteren birtakım merasimlerle gerçekleştirilse de evlilik, insanların hayatındaki en önemli günlerden ve dönüm noktalarından biridir. Kurulacak aile birliğinin gizlilik içinde değil, açıkça ve meşru biçimde gerçekleştiğini ilân etmek bakımından büyük öneme sahip olan düğün merasimi, tarih boyunca insanlar tarafından önemsenmiş ve en güzel şekilde icra edilmeye çalışılmıştır. Düğün Merasimleri İlâhî vahyin geldiği dönemde de insanlar evlilik merasimlerini kendi kültürlerine göre gerçekleştiriyorlardı. O günün câhilî anlayışına göre düğünlerde içki içmek, kadın-erkek fütursuzca eğlenmek çok yaygındı. Hatta Hz. Peygamber de risâletle görevlendirilmeden önce geceleyin Mekke’de böyle bir düğüne katılmayı düşünmüş, ancak müzik sesini işitecek kadar evlere yaklaştığında uyuyakalmış, böylece Allah Teâlâ onu korumuştu.[3] Efendimiz de sav evliliklerin bir şenlik havasında, sevinç içinde yapılmasını istemiş, insanların def çalıp şarkı söylemelerine, ziyafet vermelerine, şeker, hurma ve meyve gibi şeylerin damat ve gelinin üzerine serpilmesi şeklindeki eğlence şekillerine müsamaha göstermiştir. Hatta bu konularda ihmalkâr davrananları uyararak düğünün gereğinin yapılmasını teşvik etmiştir. Ancak câhiliye kültüründen kaynaklanan yanlış âdetleri kaldırmıştır. Düğünlerde içki içilmesi, eğlencede aşırıya gidilmesi, kadın ve erkeklerin birbirlerine karşı mahremiyet sınırlarını aşan tavır ve davranışlar içinde bulunması Peygamberimiz tarafından yasaklanmıştır. Evlilik kararı Evlilik, evlenmeye aday iki kişinin birbirini görüp karar verme aşamasından itibaren başlar. Peygamber Efendimiz kurulacak aile yuvasında evlenecek tarafların birbirlerini görmeleri, birbirlerini tanımaları ve birbirlerinden razı olmaları gerektiğini belirtir ve bunun evliliğin mutluluğuna ve devamına vesile olacağını anlatırdı. Üstün zeka ve kabiliyetleri ile bilinen Mugîre b. Şu’be kendi evlenme öyküsünü şöyle anlatır “Bir gün Resûlullah’ın yanına gelerek evlenmek istediğimi ona söyledim. Bana, Git de evlenmek istediğin kıza bak. Çünkü onu görmen, uyum sağlamanız ve evliliğin devamı için daha uygundur.’buyurdu. Bunun üzerine ensardan olan kızın anne ve babasının yanına gittim ve kızlarına talip oldum. Peygamber Efendimizin tavsiyesini onlara söyledim. Bana öyle geliyor ki, anne ve babası kızlarını görme teklifimi hoş karşılamadılar. Fakat bu arada talip olduğum kız, kendisiyle ilgili konuşmaları işitti ve bana hitaben, Eğer Resûlullah senin bakmanı emretmişse bakabilirsin. Aksi takdirde, senden rica ediyorum böyle bir şey yapma.’ dedi. O da bu durumdan endişelenmiş gibiydi. Ben de onu gördüm ve ardından kendisiyle evlendim.”[4] Allah Resûlü aynı şekilde başka sahâbîlerine de tavsiyede bulunmuş, evlenecek kişilerin birbirlerini görüp beğenmelerini teşvik etmişti. Bu hadisten hareketle, evlenecek kişilerin belirli ölçüler içinde birbirleriyle konuşup, bazı konuları müzakere edebilecekleri sonucu çıkarılabilir. Çünkü evlenecek kişilerin önceden konuşmaları ve birbirlerini dinlemeleri, aile yuvasının selâmeti bakımından faydalı olacaktır. Dünürlük adabı Kız istenirken riayet edilmesi gereken bir dünürlük âdâbının da olması icap eder. Câhiliye döneminde bu hususta rekabet anlayışı vardı. Evlenme teklifi yapılan bir kadına başkaları da talip olabiliyordu. Peygamber Efendimiz, bu davranışın uygun olmadığını ve bir kadına aynı anda iki kişinin dünür olmaması gerektiğini söylemiştir. “Birinci talip vazgeçmeden veya sizin istemenize izin vermeden dünürcü olmayın.[5] buyurarak müminlerin evlilik gibi önemli bir konuda birbirlerine karşı sevgi bağlarını ve aralarındaki saygıyı muhafaza etmelerini istemiştir. Dua ve güzel temennide bulunmak Allah Resûlü sav, kız isteme merasimi esnasında, orada bulunanlara bir konuşma yapar ve konuşmasına dua ile başlardı. Sonradan “Hutbetü’l-hâce” şeklinde isimlendirilen konuşmasında şunları söylerdi “Hamd Allah’a mahsustur. O’na hamdeder, O’ndan yardım ve bağışlanma dileriz. Nefislerimizin şerlerinden Allah’a sığınırız. Allah’ın doğru yola ilettiği kimseyi saptıracak hiç kimse yoktur. O’nun saptırdığı kimseyi de doğru yola iletecek hiç kimse yoktur. Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığına tanıklık ederim. Muhammed’in, O’nun kulu ve elçisi olduğuna da tanıklık ederim.” Hz. Peygamber bu duadan sonra, يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ حَقَّ تُقَاتِه۪ وَلَا تَمُوتُنَّ اِلَّا وَاَنْتُمْ مُسْلِمُونَ “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten nasıl sakınmak gerekiyorsa, öylece sakının ve siz ancak Müslümanlar olarak ölün.” [6] يَٓا اَيُّهَا النَّاسُ اتَّقُوا رَبَّكُمُ الَّذ۪ي خَلَقَكُمْ مِنْ نَفْسٍ وَاحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَث۪يرًا وَنِسَٓاءًۚ وَاتَّقُوا اللّٰهَ الَّذ۪ي تَسَٓاءَلُونَ بِه۪ وَالْاَرْحَامَۜ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَق۪يبًا “Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan, ikisinden birçok erkek ve kadın meydana getirip, yeryüzünde yayan Rabbinize karşı gelmekten sakının. Kendisi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının. Şüphesiz Allah, üzerinizde bir gözetleyicidir.” [7] يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا اللّٰهَ وَقُولُوا قَوْلًا سَد۪يدًاۙ “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin” [8] meâlindeki âyetleri okur, ardından özel olarak diyeceklerini dile getirirdi. Ülkemizde kız isteme merasimlerinde, “Allah’ın emri, Peygamber’in kavli ile” diyerek söze başlanması, bu sünneti uygulamanın tezahürüdür. Ayrıca, söz kesildiğini ifade için bir de “nişan” denilen küçük bir tören yapılır. Bu tören sırasında karşılıklı hediyeler takdim edilir, yüzükler takılır ve kimi zaman günün anlamına dair konuşmalar yapılır. Nişanlanma Bugünkü yaygın şekliyle olmasa da, nişanlanma ve “İleri bir tarihte nikâhlanıp evleneceğiz.” anlamında söz kesmenin, Hz. Peygamber sav döneminde bir ön karar ve görüşme şeklinde var olduğu görülmektedir. Asr-ı saadetteki aynı muhtevayı içeren uygulamalar, nikâh akdi sonrası ile zifaf arasında geçen süreyi kapsamaktadır. Nitekim Hz. Peygamber, Hz. Âişe ile nişanlanmış ve bu durum üç yıl sürmüştür.[9] Nişan, evlilik gibi bir birliktelik değildir. Sadece iki tarafın birbirini tanımaları için bir fırsattır, evliliğe bir ön hazırlıktır. Nikâh akdi yapılana kadar geçen süre içinde, tarafların birbirlerini ve yeni aileyi tanıma şansı bulduğu nişan dönemi, bir anlamda evlilik vaadidir. Ancak evlilik mecburiyeti getirmeyeceği gibi, taraflara evliliğin verdiği beraber yaşama hak ve yetkisini de tanımaz. Dolayısıyla nişanlılar, mahremiyeti kaldıracak tarzda birlikte olamazlar, evliler gibi hareket edemezler. Diğer taraftan, çiftlerin, resmî nikâhlarını kıydırmadan önce, aralarındaki mahremiyeti kaldırmayı, dolayısıyla rahat hareket edebilmeyi sağlamak amacıyla dinî nikâh yapmaları zaman zaman sosyal ve ahlâkî sakıncaları beraberinde getirebilmektedir. Düğün zamanı Evlenmek için özellikle tavsiye edilen ya da yasaklanan herhangi bir gün yoktur. Uygun olan herhangi bir zaman dilimi seçilebilir. Hz. Âişe ra kendisinin Peygamber Efendimizle Şevval ayında evlendiğini ifade etmiş ve yakını olan kadınlara da Şevval ayında evlenmelerini tavsiye etmiştir.[10] Ayrıca Allah Resûlü, Ümmü Seleme validemizle de Şevval ayında evlenmiştir.[11] Bu evliliklerin, bugün olduğu gibi o günün toplumunda da yaygın bir kanaat olan, “İki bayram arasında —yani Şevval ayında— nikâh kıyılmaz.” şeklindeki bâtıl anlayışı değiştirmeğe yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Süslenme İslâm öncesi Hicaz kültüründe gelini süsleyerek düğüne hazırlayan ve bu konuda mahir olan hanımlar vardı. Aynı zamanda damat ve gelinin zifaf öncesinde evlilik hayatına dair bilgilendirilmesi için danışmanlık görevi üstlenen kimseler de bulunmaktaydı. Kültürümüzde hâlen yaşatılan ve hanım için “gelin yengesi”, erkek için ise “sağdıç” ismi verilen bu gelenek, evli olan yakınlar tarafından sürdürülmektedir. Bütün bunlar, dinin ve ahlâkın öngördüğü bir aile yuvasının kurulması ve bilhassa evlilikle ilgili helâl ve haram gibi hususların öğretilmesi konusunda yol gösterici ve öğretici uygulama biçimleri olarak kabul edilebilir. Nitekim Hz. Ali ile evlendiğinde Hz. Fâtıma’ya da Esmâ bnt. Umeys’in yengelik yaptığı düşünülürse,[12] bu uygulamayı sünnetin bir yansıması olarak görebiliriz. Kaynaklarda Peygamber Efendimizin evlilikleri sırasında annelerimizin o günün âdetlerine göre süslendikleri nakledilmektedir. Örneğin, Peygamberimizin ilk eşi Hz. Hatice’nin saçını tarayıp onu süsleyen hanım Ümmü Züfer’dir.[13] Hz. Âişe’yi ise annesi, ensardan bazı hanımlarla birlikte onun kıyafetine çekidüzen verip süsleyerek Resûlullah’ın yanına getirmiştir. Düğün günü Hz. Safiyye’yi süsleyen ise, Enes’in annesi Ümmü Süleym bnt. Milhan’dır.[14] Hicaz bölgesindeki geleneğe göre, bir gelin odası döşenerek özel bir divan süslenir, damat adayı da güzel giyinip kokular sürerek düğüne hazırlanırdı. Harcamalarda ölçülü olmak Dinimiz, hayatın her alanında gereksiz harcamada bulunmayı yasaklamıştır.[15] يَا بَن۪ٓي اٰدَمَ خُذُوا ز۪ينَتَكُمْ عِنْدَ كُلِّ مَسْجِدٍ وَكُلُوا وَاشْرَبُوا وَلَا تُسْرِفُواۚ اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِف۪ينَ۟ Yeni kurulacak aile yuvası için yapılan harcamalarda da israftan kaçınılmalıdır. Ülkemizde düğün hazırlıklarında sıkça görülen çeyiz, takı ve ev eşyaları gibi tedarikler için bazen gereğinden fazla yapılan harcamalar, daha başlangıçta mutluluğu zedelemekte, aileyi maddî açıdan sıkıntıya sokmaktadır. Uzunca bir süre düğün borcu ödeyen yeni evliler, birlikteliklerine minnet altında başlamakta ve maddî kaygılar yüzünden aradıkları huzuru yakalayamamaktadırlar. Bu sebeple Sevgili Peygamberimiz, إِنَّ أَعْظَمَ النِّكَاحِ بَرَكَةً أَيْسَرُهُ مُؤْنَةً “En bereketli nikâh, külfeti en az olanıdır.” [16] ve خَيْرُ النِّكَاحِ أَيْسَرُهُ “Nikâhın en hayırlısı, en kolay olanıdır.” [17] buyurmuşlardır. Düğün masraflarında kolaylık göstermek ve şartları zorlamamak, evlenmek isteyen gençlerin önünü açacak ve imkânı kısıtlı olanların evlenmeye yönelik gayretlerini artıracaktır. Unutulmamalıdır ki Rabbimiz, وَاَنْكِحُوا الْاَيَامٰى مِنْكُمْ وَالصَّالِح۪ينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَاِمَٓائِكُمْۜ اِنْ يَكُونُوا فُقَرَٓاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِه۪ۜ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَل۪يمٌ “Sizden bekâr olanları, kölelerinizden ve cariyelerinizden durumu uygun olanları evlendirin. Eğer bunlar yoksul iseler Allah onları lütfuyla zenginleştirir. Allah, lütfu geniş olandır, hakkıyla bilendir.” [18] buyurmaktadır. Gençlere destek olmak Yardımlaşmayı ve insanların ihtiyacını gidermeyi tavsiye eden Peygamber Efendimiz sav maddî imkânsızlıktan dolayı evlenemediğini söyleyenlere yardımcı olup evlenmelerini sağlamıştır. Bir gün yeğenlerinden Abdülmuttalib b. Rebîa ile Fadl b. Abbâs Resûlullah’a evlenmek istediklerini fakat mehir verebilecek bir şeyleri olmadığını söylerler. Zekât memuru olarak görevlendirilmelerini ve buradan elde ettikleri gelir ile evlenmek istediklerini belirtirler. Ancak Hz. Peygamber bu isteklerini kabul etmez, kendi özel gelirinden mehir masrafı vererek yeğenlerine yardımcı olur.[19] Tarihte evlendirmek amacıyla kurulan vakıflar ve bu konuda çaba gösteren birçok iyi niyetli insan, Resûlullah’ı örnek almışlardır. Evlenmek isteyip de maddî imkânsızlıktan dolayı evlenemeyenlere yardımcı olmak, güzel ve mutlu ailelerin, dolayısıyla da huzurlu bir toplumun oluşmasına destek vermek, aslında Efendimizin yolundan gitmek isteyenlere güzel bir imkândır. Helal dairesinde eğlenmek Düğün denilince oyun ve eğlence akla gelmektedir. Bu eğlence vasıtasıyla, hem evliliğin neşe ve mutluluk içinde karşılanması hem de kıyılan nikâhı herkesin duyması sağlanır, yani evlilik alenîleşir. Resûlullah Efendimiz, “Haram olan ilişki ile helâl olan nikâh arasındaki ayırıcı özellik, def çalmak ve şarkı söylemek suretiyle duyurmaktır.” [20] ve أَعْلِنُوا هَذَا النِّكَاحَ وَاجْعَلُوهُ فِى الْمَسَاجِدِ وَاضْرِبُوا عَلَيْهِ بِالدُّفُوفِ “Bu nikâhı ilân edin, onu topluma açık olan mescitlerde yapın ve onda def çalın.” [21] ifadeleriyle düğünde helâl daireyi aşmayacak şekilde eğlenmeye teşvik etmişlerdir. Bu ifadelerden, düğünlerin topluma açık mekânlarda yapılması ve düğün esnasında iki insanın evlendiğine dair herkesi haberdar ederek eğlenmenin, evliliğe meşruiyet kazandıracağı anlaşılmaktadır. Peygamber Efendimiz sav hicretten sonra Medine’de ilk vefat eden Ebû Ümâme Es’ad b. Zürâre’nin kendisine emanet ettiği kızlarından Fâriğa’yı, Nübeyt b. Câbir ile evlendirmiştir. Düğün sırasında Hz. Âişe’ye, Medineli Müslümanların eğlenceyi sevdiğini söyleyerek, şarkı söyleyecek bir kadın gönderilip gönderilmediğini sormuştur.[22] Hanımları eğlendirmek üzere böyle bir hazırlığın yapılmadığını öğrenince, güzel şarkı söyleyen Zeyneb’in hemen düğün evine gönderilmesini istemiştir.[23] Peygamberimizin bu tavsiyelerinden, düğünün saadet ve umudu ifade edecek tarzda güler yüzle icra edilmesini arzuladığı açıktır. Düğünler yas, ağıt ve keder toplantıları değildir. Ancak Resûl-i Ekrem’in her konuda olduğu gibi düğün eğlencelerinde de nezih, dengeli ve Allah’ın sınırlarına saygılı davranmayı emrettiğini söyleyebiliriz. Düğün yemeğinin önemi Düğün şenliğinin vazgeçilmez bir parçası da velîme, yani düğün yemeğidir. Peygamber Efendimiz evliliklerinde davetlilere yemek ikramında bulunmuş, ashâbına da, الْوَلِيمَةُ أَوَّلَ يَوْمٍ حَقٌّ وَالثَّانِى مَعْرُوفٌ وَالثَّالِثُ رِيَاءٌ وَسُمْعَةٌ “İlk gün velîme düğün yemeği vermek yerinde ve olması gereken bir iştir. İkinci gün vermek âdettendir. Üçüncü gün vermek ise riya ve gösteriştir.” [24] buyurarak düğün yemeği vermelerini tavsiye etmiştir. Henüz yeni evlenmiş olan Abdurrrahman b. Avf’a, “Bir koyun keserek de olsa düğün yemeği ver!” [25] buyurarak mütevazı bir daveti ihmal etmemek gerektiğine işaret etmiştir. Diğer taraftan bir Müslüman’ın, davet edildiği velîmeye katılarak düğün sahibi kardeşinin gönlünü kazanması, Peygamber ahlâkındandır. Nitekim Hz. Peygamber, فُكُّوا الْعَانِىَ ، وَأَجِيبُوا الدَّاعِىَ ، وَعُودُوا الْمَرِيضَ “Esiri özgürlüğüne kavuşturun, davet edene icabet edin, hastayı ziyaret edin.” [26] buyurmuştur. Ayrıca ikram için insanların maddî durumlarına göre sınıflanmaması gerektiğine dikkat çekerek, zenginlerin davet edilip fakirlerin unutulduğu düğün yemeğini de en kötü yemek olarak tanımlamıştır.[27] Peygamber Efendimizin kendi düğünlerinde davetlilere ikram etmiş olduğu yemekler, düğünün yapıldığı gün ve ortama göre değişmiş, bazen hurma, yağ ve kavuttan yapılan bir tür yemek hays; bazen arpa unundan yapılmış bir yemek; bazen de et ve ekmek olmuştur. Bir başka sahâbînin düğün davetinde ise tevr denilen hurma şırası dağıtılmıştır. Düğün yapan çifte hayır duada bulunmak İslâm öncesi Arap toplumunda, yeni evlileri tebrik ederken bir an evvel zenginleşmeleri ve çoluk çocuğa karışmaları temennisinde bulunmak âdet idi. Peygamber Efendimiz böyle maddî dilekler yerine, eşler arasında geçim ve bereket için dualar edilmesini, بَارَكَ اللَّهُ لَهَا فِيكَ وَبَارَكَ لَكَ فِيهَا “Allah ona seni, sana da onu mübarek eylesin!” [28] denmesini istemiştir. Kendileri de Abdurrahman b. Avf’ın ra evlendiğini öğrenince ona, فَبَارَكَ اللَّهُ لَكَ “Öyleyse, Allah senin için bu düğünü mübarek etsin!” buyurmuşlardır.[29] Günümüzde yeni evlenen çiftlere söylenen, “Allah mübarek etsin!”, “Hayırlı olsun!”, “Allah bir yastıkta kocatsın!”cümleleri, sünnetin kültürümüzdeki yansımaları olarak aynı mânâyı içermektedir. Bir yönüyle ibadet, bir yönüyle de eğlence olan nikâh merasimlerinin uygulama şekilleri toplumlara göre değişiklik gösterebilmektedir. Her toplum bu merasimleri kendi geleneksel yapısına uygun bir şekilde yapar. Ancak evlilik merasimlerinde, dinin uygun görmediği aşırı davranışlardan ve mahremiyet sınırlarının bulunmadığı ölçüsüz eğlencelerden uzak durulması gerektiği gibi bu merasimlerin, düğün havasının olmadığı bir matem törenine dönüşmemesine de dikkat edilmelidir. Unutmamak gerekir ki düğün, evlilik gibi mukaddes bir birlikteliğin ilânıdır ve buna yakışır bir şekilde icra edilmesi gerekir. Örnek Vaazlar Dip Notlar Nesâî, Nikâh, 81. ↑ İbn Mâce, Nikâh, 24. ↑ Hâkim, Müstedrek, VII, 2715 4/245 ↑ İbn Mâce, Nikâh, 9. ↑ Buhârî, Nikâh, 46. ↑ Âl-i İmrân, 3/102. ↑ Nisâ, 4/1. ↑ Ahzâb, 33/70. ↑ Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr, 44. ↑ Müslim, Nikâh, 73 ↑ İbn Mâce, Nikâh, 53. ↑ Abdürrezzâk, Musannef, V, 486 ↑ İbn Hacer, Fethu’l-bârî, I, 328. ↑ İbn Hişâm, Sîret, IV, 311. ↑ A’râf, 7/31. ↑ İbn Hanbel, VI, 83. ↑ Ebû Dâvûd, Nikâh, 30-31. ↑ Nûr, 24/32. ↑ Ebû Dâvûd, İmâre, 19-20. ↑ Tirmizî, Nikâh, 6. ↑ Tirmizî, Nikâh, 6. ↑ Buhârî, Nikâh, 64 ↑ İbn Hacer, İsâbe, VII, 682. ↑ İbn Mâce, Nikâh, 25. ↑ Buhârî, Büyû’, 1. ↑ Buhârî, Nikâh, 72. ↑ Buhârî, Nikâh,73. ↑ İbn Hanbel, I, 202. ↑ Müslim, Nikâh, 79. ↑ Diyanet İşleri Başkanlığı ile Sağlık Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve Türkiye Yeşilay Cemiyeti arasında imzalanan protokol kapsamında zararlı alışkanlıklar konusunda uzmanlardan eğitim alan bin 128 din görevlisi 2021 yılında 33 bin 883 vaaz ile 25 milyondan fazla vatandaşa ulaştı. Müftülüklerin planlaması alanında uzman konuşmacıların katılımıyla Kur'an kursları, camiler, konferans, seminer ve panellerde 456 program ile 63 bin 956 kişi ulaşıldı. Ceza İnfaz Kurumları ve Denetimli Serbestlik Müdürlükleri'nde bağımlılığa karşı düzenlenen 853 etkinlikle yaklaşık 17 bin 780 kişiye manevi destek verildi. Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri AMATEM, Çocuk- Ergen Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri ÇEMATEM ve Yeşilay Danışma Merkezlerinde, görevlilerce manevi danışmanlık ve rehberlik hizmeti sağlandı. 1846 Haber Kaynağı AA Diyanet İşleri Başkanlığından yapılan açıklamaya göre, Erbaş, Din Görevlileri Birliği Derneği DİN-BİR-DER, Medrese Alimleri Vakfı MEDAV ve Trabzon Kur'an Kursları Dernekleri Federasyonunun çevrim içi düzenlediği "21. Yüzyılda Aile Yapımıza Karşı Tehditler ve Ailenin Korunması" panelinin açılış konuşmasını yaptı. Erbaş, Kur'an-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in bütün insanlığa en güzel örnek olarak gösterildiğini hatırlatarak, "Allah Resulü Efendimiz, aile olarak, baba, komşu, yönetici, devlet başkanı ve komutan olarak en güzel örnektir. Hayatın hangi alanında olursa olsun Allah Resulü Efendimizin örnekliğinden bütün insanlığın istifade etmesi gerekiyor." diye konuştu. Erbaş, aileyi korumak ve aileye yönelik tehlikeleri bertaraf etmek için öncelikle Hazreti Muhammed'in ve onun sünnetinin iyi bilinmesi gerektiğini kaydetti. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en önemli özelliklerinden birinin de güzel ahlak olduğunun altını çizen Erbaş, bunun peygamberlerin insanlığa bıraktığı en büyük miras olduğunu belirtti. - "İslam, sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntıların paylaşılmasını istemektedir" Bireysel, sosyal ya da küresel boyutta yaşanan sıkıntıların ya da güzelliklerin aile kurumuyla güçlü bir ilişkisinin olduğuna işaret eden Erbaş, "Yüce dinimiz İslam, ailede adaletin, ihsanın, fedakarlığın, sorumluluk bilincinin, istişarenin, karşılıklı yardımlaşma ve anlayışın hakim kılınmasını, eşlerin birbirine güven duymasını ve bağlılık göstermesini, sevinç, keder, yorgunluk ve sıkıntıların paylaşılmasını istemektedir." bilgisini verdi. Erbaş, ailenin insanların geçmişini geleceğine bağlayan bir köprü olduğunu belirterek, şöyle devam etti "Ailenin, nesli muhafaza etmek gibi önemli ve vazgeçilmez bir işlevi vardır. Ailenin nesli muhafaza etme bilinciyle kurulduğu toplumlar, gelişmiş ve medeni toplumlardır. Çünkü insani ve vicdani değerler ancak bu tür bir aile ortamında doğup gelişir ve bir sonraki kuşağa aktarılır. Dine, hayata, topluma ve insanın var oluşuna dair sağlıklı bir zihniyet, aileden başka hiçbir içtimai kurum veya kuruluşta doğup gelişemez. Güçlü toplum, güçlü aile bağları ile kurulur. Huzurlu toplum, ancak aile huzuruyla kurulur." - "Ailede huzuru yaşamanın yolu, Peygamberimizin gösterdiği değerleri ailede hakim kılmakla mümkündür" Dünyada yaşanan hızlı toplumsal değişimlerden en fazla etkilenen kurumların başında ailenin geldiğinin altını çizen Erbaş, "Ailede ilgisizlik, boşanma, aile içi şiddet ve huzursuzluk gibi sorunlar, ferdi hayatı da içtimai hayatı da ciddi şekilde etkilemektedir. Bir yerde aile kurumu çözülmeye başladığında adli suçlar, uyuşturucu kullanımı, alkol, şiddet, sosyolojik ve psikolojik problemler artmaktadır." ifadelerini kullandı. Erbaş, Hz. Peygamberin aile hayatının kıyamete kadar bütün insanlar için en güzel örnek olduğunu hatırlatarak, şunları söyledi "Peygamber Efendimiz, tüm aile fertlerine daima merhametle, adaletle, iyilikle, güzellikle davranmış, bütün ilişkilerinde insan onuruna saygıyı esas almıştır. 'Sizin en hayırlınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben de aileme karşı en hayırlı olanınızım.' hadis-i şerifi bu hakikatin ifadesidir. Allah Resulü, ailesine karşı insanlığın en şefkatli ve aile değerlerine en bağlı olanıdır. Dolayısıyla bugün aileyi korumanın ve güçlendirmenin, ailede huzuru yaşamanın yolu, Peygamber efendimizin gösterdiği değerleri ailede hakim kılmakla mümkündür." - "Eşler ve aile fertleri aile değerlerini korumada öncelikle Allah’a karşı sorumludur" İslam inancında ailenin Allah'ın adı üzerine yapılan bir akitle kurulduğunu belirten Erbaş, "Eşler ve aile fertleri öncelikle aile değerlerini korumada Allah'a karşı sorumludur." ifadelerini kullandı. Erbaş, şöyle devam etti "Dolayısıyla davranışlarımızın, Peygamberimizin davranışlarına uyup uymadığını yeniden gözden geçirelim. Kendimize, ailemize, çevremize ve gençlerimize karşı sorumluluklarımızı iman ve kulluk ekseninde yeniden değerlendirelim. Hayatımızın Resulullah'ın hayatına ne kadar benzediğini, aile hayatımızın onun aile hayatı ile ne kadar örtüştüğünü gözden geçirmeye çalışalım. Gönüllerimizdeki peygamber muhabbetini, günlük hayatımıza peygamber ahlakı, kulluk sorumluluğu, ümmet ve aile bilinci olarak taşıyalım." - Diyanet İşleri Başkanlığının aile ve gençlik hizmetleri Erbaş, Diyanet İşleri Başkanlığı olarak özellikle aile ve gençlik hizmetlerine büyük önem verdiklerini, il ve ilçe müftülükleri bünyesinde 436 noktada Aile ve Dini Rehberlik Merkezi kurduklarını, bu merkezlerde sadece aile hizmetlerinde görev yapan 3 bin 740 hocayla ailenin korunması ve güçlendirilmesi konusunda rehberlik yapıldığını kaydetti. Ülkenin her köşesinde aile ile ilgili eğitimler, etkinlikler, konferanslar ve seminerler düzenlendiğini, her yıl mutlaka aile ile ilgili birkaç hutbe hazırlandığını ve her üç aylık vaaz planında aile ile ilgili konuların yer aldığını belirten Erbaş, aileyi ele alan 30 çeşit eseri vatandaşın istifadesine sunduklarını, 2019 Ocak ayından itibaren aylık Aile Dergisi çıkardıklarını, Diyanet Televizyonu ve Diyanet Radyo'da aileye yönelik pek çok yayın yapıldığını anlattı. Salgın sürecinde aile ile ilgili çevrim içi çalışmaları aktaran Erbaş, sadece bu dönemde dijital mecralar üzerinden aile ile ilgili 48 farklı konuda tüm il ve ilçelerde sohbetler, seminerler düzenlediklerini ve şu ana kadar asgari 5 milyon kişinin bu programların tamamını takip ettiğini söyledi. Erbaş, "Elbette yapılanlar yeterli değildir ve hep beraber aile için çok daha fazla hizmetler yapmak zorundayız." ifadelerini kullandı.

aile ile ilgili vaaz diyanet